Bazen
'Yükümü aldım, hoşça kal şehir.'
Bazen gitmektir sadece payına düşen... Anılarla hesaplaşıp, adım adım gülüşleri, konuşmaları, işe yetişme telaşlarını, dondurma damlalarını, vedalaşmaları... Bir şehirde senden geriye kalan ne varsa tek tek toplayıp, hepi topu 50 cm.lik bir bavula doldurmaktır bütün alacağın!
'Yok' luktur seni ayakta tutan, O yokluğu yedirir, giydirir, uyutursun her gün. Onun saçları uzar, senin gecelerin. Koynunda yokluğunun ebadında bir boşluk Sarılır, masallar anlatırsın. Onun gözleri kapanır, senin ellerin. Rüyasında parka gider, çay içersiniz! Öyle büyümüştür ki artık o Yaralarınızda taş sektirip Sek sek bile oynayabilirsiniz!!!
Bazen iliklerine kadar hatırlamaktır seni sen yapan tılsım... Gözlerini kapatmaktan ürktüğün anlarda bir sesin saçlarını ören şarkılarını dinlemek, kuru boyanın duvarda bıraktığı izi öpmek, koltuğundaki çikolata lekesini ölesiye sevmek... Tüm zarafetiyle esmer bir nehir gibi karşında dursa da, bir bebek kadar masum ve bir cani kadar ölümcül olsa da hafızan, derinin en ücra köşelerine kadar hatırlayacaksın; bazen unutamamaktır seni sen yapan tılsımlı cezan!!!
'Yok' luktur' seni yağmalayan! Sığ bir deniz gibi şeffaf ve yaralı Büyüsü bozulan bir şiir gibi Boynu bükük ve yamalı Sağır bir söz olursun dudaklarda Bir salıncak aymazlığında Sallar, sallar, sallar Şehir; hevesli ve özgün Kurduğu kundaklarda...
Bazen yakınındaki çırpınışları duymaz, gölgenin kokusunu almazsın çünkü katrana bürünmüştür ruhun iç duvarları katıksız korkularla... Hayallerine gaddar olmayı öğretirsin önce ve sonra çocukluğun susar, saklanır kalbin arka sokaklarına. Tövbelerin duyularının gazisi, mahcup askerler gibi hazır olda beklerken, seni sen yapan gözünden kaçırdıklarındır bazen!!!
'Yok' luktur seni dağlayan Öyle bir tüter ki kokusu burnunda Kilometre de neymiş? Uzansan dokunabilirsin, Kadife tenli kahkahasına...
Bazen benliğin yırtılır, karanlık ve paylaşımsız sancılar doğurursun!
Kucağında büyümeye hazır bir özlem senin olan...
Özürler ekersin yollara, ağıtlar biçersin uzaklardan.
Tüm sessizlikler bilenir, bilenir, batar kını kayıp duygularına. Kapıları kapatır, art arda kilitler vurursun ufkuna.
Kaçaktır ya bir aralık bulur kendine düşler, duyuşlar, çağrışımlar...
Ve bir şarkı olur!
Belki bir rüya...
Uzanır yemyeşil bir çayır gibi kollarının arasına yaramaz bir kahkaha.
Ve o kahkahada öyle bir şey vardır ki ne zaman kulak versen deniz kabuğu misali hem kokusunu hem sesini tüm maviliğiyle kalbine doldurur.
İşte böyle anlarda öfke nöbetleri geçirir ten, çıldırasıya sızlar geçmişin parmak uçları.
Yüzün tenhalaşır.
Gülüşün asi, için körkandil...
Yokluğun intikamıdır zaman...
Vuslat vuslat diye atarken dil, yalnızlığın arafıdır seni sınayan !!!
'Yok' luktur içinde 'var' olan Ve o Büyümeye devam edecek Var-yok tanımadan !
16/08/10