Bu Yazıyı Okumayın
Dieser Beitrag wurde am 16.07.2011 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
Her şey mahalle bakkalının '-buyur ağabey!' dediğini fark etmemle başladı. Oysaki hafızamdaki yeri hala tazeydi 'bakkal amca üç ekmek ver' dediğim günlerin. Mahalle bakkalı, minibüs şoförü benim için 'amca' iken fark ettim ki ben esnaf için 'ağabey' olmaya başlamışım. Cepten çıkan bozuk paralarla ortaklaşa alınan plastik topla aşağı mahallenin 'bebe' leriyle yapılan maçlarda top yokuş aşağı kaçınca 'topu atar mısın amca' diyorduk, fark ettim ki artık 'topu atar mısın amca?' diyor mahallenin çocukları bana. Gariptir ilk kez eşiğinde hissettim kendimi 'Dante gibi ortasındayız ömrün' dizelerinin.'Gözler altında mor halkalar' oluşmaya başlamasa da henüz yılların yerinde saymadığı gerçeği gün gibi ortadaydı işte.
Geçiyor zaman. Tutamıyor insan. Aynı kalmıyor hiçbir şey. Birer birer düşüyor yapraklar takvimlerden ve saatler geriye dönmüyor hiçbir zaman. Anılar acılara karışıyor gözbebeğimizin nizamiyesinde bekleyen hüzünlerle. İnsan yaşlanıyor, biraz da 'yas'lanıyor haliyle. Belki de ilk kez korkusuyla tanışıyor ölümün. Oysaki delikanlı çağlarımızda ne kadar da kolay telaffuz edebiliyorduk, ne kadar da ucuz ölebiliyorduk her seferinde kimi zaman sevgilinin, kimi zaman dostların, kimi zaman kavganın uğrunda. Hep öyle deli kalacak sanırdık kanımız. Her aşk ölümsüz, her dostluk ölümüne derdik ya ölüme giden hiç kimseyle dost olmuyormuş tek bir Allahın kulu, ya da ölecek bir insana aşk doğmazmış asla.
Şimdi bana senin yaşın kaç diye soracaksınız. Doğru Dante gibi ortasında bile değiliz daha. Ama zamanın kıymetini bilmem gerektiğini fark ettim.Çünkü onu yakalamak mümkün olmadığı için durdurmak da imkansızmış.Geçenlerde bir sosyal paylaşım sitesinde henüz 19 yaşında bir kardeşimizin paylaştığı şu ifadeye takıldım, kaldım:' Kars ?Sarıkamış'ta karların üstünden kaymayı, Van ?Edremit'te gölde yüzmeyi, Erzurum-Merkezde havuz başında oturmayı , Trabzon-Maçka'daki yaylalarda gezmeyi, Ankara-Ulustaki gençlik parkında gondola binmeyi, Bursa-Osman Gazideki kültür parkında kestane şekeri yemeyi, Balıkesir- Erdek'te denize girmeği ve İstanbul-Üsküdar'da Kız Kulesine bakarken bir bardak sıcak çay içmeyi özledim.Gençliğimi özledim.' Önce 19 yaşında bir gencin 'gençliğimi özledim' demesini garipsedim. Ancak sonradan fark ettim ki orda garipsenecek çok daha başka şeyler var. Sarıkamış'ta üzerinde kayak yapacağı kar hala mevcut ama aynı kar değil. Edremit'te göl hala yüzmesi için onu bekliyor ama su aynı su değil. Gençlik parkı aynı Gençlik Parkı değil. Kestane şekerinin çoktan tadı kaçtı. Kız kulesine bakarken bir bardak sıcak çayını içebilir ama çaylar, insanlar, dostluklar eskisi kadar sıcak değil. Aynı tadı vermeyecek özlediği hiçbir şey. Çünkü hiçbiri anılarında taze tuttuğu şekilde değiller. İnsan aynı tadı almıyor küçükken yapmaktan zevk aldığı şeyleri bugün yaparken. Çünkü insanın kendisi o eski insan değil. Ve bir başka neden daha:'yaşlanıyor insan.'. Ama siz yine de anın tadını çıkarın ve dediklerime aldırmayın.
Bu yüzden en iyisi bu yazıyı okumayın!