Cemal Mıhçı : Bir İsname Şairi
Giriş
Şiirini Nâzım Hikmet’e bağlayan şair Cemal Mıhçı’nın, şiirlerini mektuba çekip Nâzım’a ve cümle toplumcu şairlere esenleme olarak gönderdiği kitabı İsname, yani "İs" ve "Name"nin buluştuğu; çocukluğundaki uzun kış gecelerinde isli gaz lambasının ışığıyla yaşayanlara atfen kullanılmış olması düşüncesini içeren yazının muhtevası, 68’e ucundan tutunmuş şairin ve yazma ustasının metinleri olarak okunabilir.
Poetika mı? Politika mı?
Kitabın toplamında şiir ve/veya mektupların, toplumcu şiirin 1940-1970 ve 1980 sonrası şairlerine şerh düştüğü, ilk tahlilde düşünülebilmektedir. Mıhçı’nın Çakır Ali şiirinde geçen "Korku çiçeği gülüşüdür." ve yine aynı şiirde yer alan "Çağın kalbini arıyoruz." dizeleri; Nâzım Hikmet ve Ahmet Arif’i anarken, bir yanıyla Rıfat Ilgaz, Ahmet Telli ve Ahmet Damar gibi şairlerin süreğini devam ettirmektedir. Bununla birlikte, 1980’in karanlık Eylül’ünden sonra savrulan 1970’lerin sloganist söyleminden uzaklaşarak Haydar Ergülen, Hüseyin Ferhad ve Şükrü Erbaş gibi bireysel ve yer yer imgeli şiire yöneldiğini söylemek yanlış olmasa gerekir.
Mıhçı’nın kitap dışı, yani İsname dışında kültür, sanat ve edebiyat platformlarında yayımlanan şiirleri incelendiğinde de payına düşen eleştiriden nasibini alacağı açıkça görülmektedir.
Reelden Sanala Mıhçı
Cemal Mıhçı verimlerini daha çok Edebiyatla.com ve Edebiyat Defteri gibi köklü sanal mecralarda yayımlamaya devam ederken, İzGazete’de de yazılarını yayımlamayı sürdürmektedir. Bu yazının muhtevası itibarıyla şairin tarafımızca seçilen (ki bu kişiye göre değişebilir) şiirlerinden herkesçe beğenilebileceğini düşündüğüm şiirler ile bir de baba temalı yazısı değerlendirme kapsamına alınacaktır. Başkaca şair ve yazarlar ya da eleştirmenler, bu değerlendirmenin kapsamını kendi poetik duruş ve estetik bağlamlarında farklı şiir, mektup ve öyküler üzerinden de yapabilirler.
İlk bakışta Cemal Mıhçı şiiri ve kaleminin, toplumcu şiir bağlamında açımlanmaya açık bir şiirler bileşkesi olduğu söylenebilir.
Politize Şiir
Cemal Mıhçı’nın şiirinin politize bir yaklaşım içerdiği düşünülebilir ortaya koyduğu ürünlerden de anlaşılacağı üzere toplumcu şiir ve şairler içerisinde konumlanacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Mıhçı, toplumsal hafızada derin izler bırakan olayların almanağını şiirlerinde kullanmaktan asla çekinmemektedir.
Şair; Temmuz yangısı olan Madımak’ta Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Edibe Sulari, Behçet Aysan, Metin Altıok, Uğur Kaynar ve diğer aydınların kaybına şiirler yazmış; evrensel duyuşla kaleme aldığı, lösemi gibi bir illetin izleğinde Alman vatandaşı bir çocuk üzerinden Türkiye panoraması çizmiş ve ülkeyi yakından ilgilendiren, ancak bir kesimin sahiplendiği, diğer kesimin ise karşısında olduğu meseleleri şiirin sunduğu imkânlar ölçüsünde kaleme almayı başarmıştır.
Bu kalemin üslubu bize Hasan Hüseyin Korkmazgil’in "Acıyı bal eylemek" tavrını anımsatmaktadır. Fakat Mıhçı, bal eylerken okurun ağzına bir parmak bal çalmamaktadır. Hafızanın bizi yanıltmaması ve toplumsal olarak Alzheimer olma riskine karşılık şiirleri ve mektuplarıyla edebiyatın cennetine ya da cehennemine mektuplarını göndermeye devam etmektedir. Mektuplar adeta Nâzım Hikmet’in kaleminden çıkmışçasına, kimi zaman Bursa’dan, kimi zaman Moskova’dan gelmektedir.
Mıhçı Şiir Örnekçesi
Çakır Ali, Temmuz, Mayna Vira ve Philadelphia Pozitif şiirlerine dair kısa değinilerde bulunurken, şairin özellikle seçtiğim "Babam’a: Sen Gittiğinde Temmuzdu" başlıklı anmasını da okurun alımlamasına sunacağım.
Mıhçı, "öldü güldü" tarihine şiirleriyle iz bırakmaya devam ederken, Toros yüzlü aşkın yükseğinden "Selman’dan gül isteyen Ali" bir asr-ı saadet telmihi gibi durmaktadır. Aslında şairin derdi, nergisce bir sevdanın ateşinden; nizam altında koşumları ve dizginleri bir imla gibi intizamlı, Roma lejyonlarını andıran resmî geçit erkânındaki hizalanmış güçleri kastetmek olarak düşünülebilir. Merkezi otoriteyi ve onun kolluk güçlerini anlatmaya çalıştığı tezi ortaya atılabilir.
"Ve kendi kaçağını ele veren" dizesiyle jurnalci bir düzenin eleştirisini ortaya koymakta ve şair bu düzenden hayıflanmaktadır. Kuş ve göç vakti Çakır Ali, Torosların alaca akşamlarında Azrail’e gül ile ölüm arasında bir bakışla ruhunu teslim eder ve tarih buna tanıklık eder.
Nergis, kendi güzelliğine hayran hayran Torosların soğucak gözelerinde Çakır Ali ağıdı yakmaya devam edecektir.
Temmuz ayının ilk günleri, şairler ve yazarlar için toplumun her kesiminde hüzne ve iç yakan duyguların küllenip savrulduğu anları beraberinde getirirken, Cemal Mıhçı bu yangı ve hüznün en başında konumlanarak Madımak yangısına ağıdını Temmuz şiiriyle haykırmaya devam etmiştir.
"Su ve kimya nefes nefese koşuyorlar
Yanıyor bir şehrin kalbi
Bağır bağır bağırıyor şair"
Dizeleri, Madımak’ın serencamını ortaya koymakta gecikmemektedir. Bir redoks denkleminin an içerisinde tepkimeye girmesi gibi insanlığın ruhunda alev alev yükselen yangını tarif ederken, boğulmanın ve yanmanın çığlığı şairlere düşmüştür.
"Bir basamakta titriyor gölgem
Hasret’in türküsü
Behçet’in ellerinde eriyor
Çimen ezgisi gözyaşı deresine karışmış."
Mıhçı, tıpkı Behçet, Hasret ve Nesimi gibi merdivende, ellerinde hiçbir şeye yarayamayacağını bildikleri alet edevatlarla yangına müdahale etmek için beklemektedir her Temmuz’da.
Şair, Temmuz şiirinde yaşananları anlatırken öylesine bir empati geliştirir ki okura:
"Sen buna
Temmuz de
Ben
Yandık, kül olduk diyeyim."
demekten kendini alamaz. Şair bu bölümü şiirinde tekrar etmekten vazgeçmez. Bir farkla kül, güle dönüşmüştür bu andan sonra ve her 2 Temmuz’da Mıhçı şiirinde yeniden gül açmaya devam etmiştir.
"Sen buna
Temmuz de
Ben
Öldüler, gül oldular diyeyim."
Cemal Mıhçı, şiirin son bölümünü soğuğa ve Hasret’e ayırmış; Harput imlemesiyle kültürel kodlarına gönderme yapmış, tahkiye kurarak şiirini ayrık ve güleç bir cümle, bir dize olarak sonlandırmayı denemişse de okura Temmuz imlemesini yeniden hatırlatmaktadır.
"Kırk kez yıkamış beni
Kürdün gelini
Emoş babaannem
Ve kucağında demlemiş
Harput soğuğunu
O iklimin paydaşı olmaktı yaşamak."
...
"Sen buna
Temmuz de
Ben
Ayrık, güleç bir cümle diyeyim..."
Her 2 Temmuz geldiğinde Cemal Mıhçı şiiri bir ağıt olarak okunmaya devam edecektir.
Mıhçı şiiri, her okumada gri Sivas gökyüzüne yükselen dumanların arasında yeniden şiir olup hafızalarımızda yaşayacak; her dem taze bir yaranın şiiri olarak kalacaktır.
• 1. Kısım Sonu :
Yahya İncik