Çoğu Sende Saklı Sese Kulak Ver
Cırcır böceklerinin sesi sabahın en erken saati olduğunu hatırlatır bana. Ya da gecenin herhangi kör saati. Ne denli sessizliği bozsa da, gene de sessizliğe uyum sağlayan bir ezgidir tüm doğalığıyla. Nelerin anlatıldığı ise o ezginin içerisindeki giz gibi sabahın akşama; akşamın ise sabaha değin ki anına gömülür. Geriye kalansa yeniden alınan kararlar, tarifi yeni ama genelde 'eskiye çok bezeyen' tanımlar, vaad edilen 'kendi kendine sözler' sendromları ve birçok çelişki olur. Aslında bunların doğallığını 'bir yerden sonra' kabullenmek; belki de çaresizliğin ta kendisidir. Çünkü çözüm üretilememektedir.
Yağmur yerçekimine yenik düşer. Cırcır böcekleri ise kuru bir yere sinerler. Zaten kopan gök gürültüsü yeterince ürkütmüştür onları. Ama karanlığa inat, aydınlık için şarkılarını söylemekten korkmazlar. O gürültülü, boğucu sessizliği şarkılarıyla ışıtırlar.
Artık soluklanacak dingin bir mekan bulmanın gün geçtikçe zorlaştığı kaldırım duraklarında bile; 'otobüs beklemek' numarası dahi kendini o kadar kandıramayacaktır. Bir gerçek vardır: sen ne gelecek otobüse bineceksin ne de geçmişine binecektin! Yürüyerek tüketeceğin bir ömrün ayaküstü dinlenme alanlarından biridir sadece, yaptığın veya önceden yapmış olduğun, belki de gelecekte yine yapacağın. Sana ait bir eylem olarak kalacaktır, zorunluluktan biraz da yorgunluktan kaynaklı. Zaman ise hiçbir anlamı olmayan bir işsiz gibi siner kahve köşelerinin sigara kokusuna... Yakalanan şansı da iyi değerlendirmek gerekir! Çünkü cırcır böcekleri sesi kadar vardır ve varlığının sesi kadar gerçeğe yansır. Bizimse yürüdükçe gördüklerimiz, duydukça da bildiklerimiz kadar bir gerçek yansıması vardır kendimize ait olan. Çünkü cırcır böcekleri bağırdıkları için bilmezler, bildikleri için bağırırlar o gizemsel ezgiyi...
Bilmekse o kadar zor görünen bir zorluk olmasına rağmen gerekli olan tek güvencedir. Çünkü yarının ne getireceği ya da götüreceği belli olmayan bir değer yargıları yozluğu içerisinde; tek olumlu getirinin esir edilmiş bir ruha ait bedenin varlık hissiyatıdır. Bazen nefes almak dahi büyük bir lüks durumuna düşüyor. Alternatif bir çözüm yolu belki de çaresiz bir umut kıvılcımı da olsa en gerçek olanıdır. Nedir bu? Bilmek nasıldır?
Bireysel eleştirinin evrensel değerler çapında yapılması ve günü kurtarmaktansa ileriye dönük geniş bir alanda değerlendirme çıkarımıdır. Aynı zamanda, bu yargının oluşturulması hem bilimselliğe hem de doğal olarak gerçekliğe uygun olması demektir. Var olan toplumsal değerlerin, eleştiri süzgecinden geçirilip sonuca ulaşması yöntemidir bilmek. Bunu oluşturmaksa dogmalardan kurtulmuş, çıkarlarınsa insanları sömürmeye ya da sömürtmeye alet edilemeden kullanıldığı ve bencilliğin hortlamayacağı bir biçimde karanlığın kuytusuna gömerek paylaşımcı bir yaşam tarzının oluşturulmasından geçer. Tabi bunun geliştirilmesi ve sürekliliği ile de kalıcılığının sağlanması amaçtır. Bunların dahilinde atılan her adımın bir refleks misali karşı duruşu; buna karşın olasılıklar ve üretilen her düşüncenin muhakemesinin berraklığı, tüketilen tartışma veya zamanın yarın için getirisi yüksek bir ürün olması, bir takım tezatların kalkmasına ve bir adım daha ileri atılmasına sebeptir.
Neden cırcır böcekleri karanlığın sessizliğini bozan o gizemsel ezgiyi 'korkmadan' bağırabiliyor? Belki de kendilerinde saklı olanları dışa vurmanın doğruluğuyla gelişen cesaretleridir. Yağan yağmur kopan gök gürültüsü ise anlık bir korkunun 'zamanı az' nedenleridir.
'yaşamak için onurunu kaybetmeden; çoğu sende saklı sese kulak ver'