Dönemeç
Konak Meydanı'nda yürüyorum. Bir toplantının ertesi ve görevime dönmek üzere hareket halindeyim. İçimde bir sızı belirdi aniden. Yüreğimden gelen bu sızı, öyle bir hal aldı ki onu çıkarmak üzere büyük bir isteğin peşimden beni kovalar halde buldum kendimi. Yürüyüşüm yavaşladığı sırada, birden durdurdu beni ayaklarım. Durmayı ben istemedim aslında. Ama durdum. Çevreme bakındım ve en yakın boş banka attım kendimi. Elim cebime gitti ve kalemim ile ceketin iç cebinde bulunan çeşitli notların bulunduğu kâğıdı çıkardım. Ve içimden dökülen sözcükler vücut buldu kâğıdın üstünde. Baktım ne yazıyor diye. Mısralar oluşmuş. Evet, bu şiir olmuş dedim. Bir daha okudum, sanki bir kitaptan alınan mısralar gibi baktım harflerin dizilişine. Sanki sırtıma saplı bir bıçağı çıkarmışım da, bir oh çekmişim gibi ferahladım. Nereden çıktı bu cümleye benzer mısralar hayret ettim önceleri. Ben hiç yazmam ki düşüncelerimi. Yazmayı akıl mı edemedim, gerek mi duymadım bilmiyorum. Anlamlı anlamsız konuştuğum çok oldu, işim de bir nevi bu aslında. Konuşmak, ama anlamlı konuşmak ve öğretmek. Ama hiç yazmadım ki. İşte o gün gökyüzünden düştüğünü sandığım bir ışık yüreğime girdi ve o gün bugündür çıkmak bilmedi. Yazmak ve anlatacaklarımı kâğıt ve kalem marifetiyle yapmak duygusu böylece başladı bende. O günlerde nereden geldi bu ilham diye hiç düşünmedim. Epey sonra bendeki bu değişimin sırrı üzerinde kafa yoracaktım ama o günler yazmanın tadını bulmanın zevki ile geçti gitti. Zaman denen önü alınmayan tecrübe beni önüne kattığı gibi yokuş aşağı yuvarlayıp durdu. Bu yuvarlanışın bitişini görenler var mı bilmem. Ben henüz bu yokuşun dibini arayan bir çember misali aşağıya doğru gider dururum. Her yuvarlanış gibi, kendimi kontrol edemediğim anlarım varsa da, yokuşun sonunu merak ettiğimden değil ama varacağım yeri biraz olsun bilme isteğim her daim canlı tuttu beni. Hayatımın dönüm noktalarından birini bulduğum da, onun farkına varmış şanslı biri kabul ettim her zaman kendimi. İnsanların hayatlarında var olan dönüm noktalarını çok zaman sonra keşfetmeleri elbette istenen bir durum değil. Dönemeçlerinin farkında olanlar, bu noktaları savrulmadan geçecekleri için önlerini de iyi görecektir. Tuttukları hayat dümenini kontrol edebilmenin huzuru ile yürüyeceklerdir. Bu avantajlarını iyi kullananlar elbette mutlu ölecektir. Sizler, köşeyi dönenlerden mi yoksa hayat dümeninin sahibi olanlardan yana mı tercihinizi kullanırsınız? Bilmem. Bu herkesin ayrı cevabı olan bir soru olsa da, yaşamın kıyısında bulunmadan yaşamın tam ortasında bulunmanın gereği hiç unutulmamalı. Bize biçilen ömrün kilitlerini açabilmeyi gerçekten ister miyiz yoksa çok kimsenin yaptığı gibi bu kilidi başkalarının eline mi verirsiniz? Bu da aslında bize bir lütuf olarak sunulmuş bir tercih meselesidir. Anahtarı elinde olanlardan mısınız yoksa kilidin yerini bile bilmeyenlerden mi?