Gölgesini Ölçenler
Sokağa inen karanlık, binaların arasına sıkışıp kalan o ağır ve tedirgin edici kokusuyla başlar. Kadın olmak bu coğrafyada, kendi gölgesini bile kırparak yürümektir; adımların arasına gizlenen o görünmez zincir, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren omzuna bırakılan rızasız bir mirastır. Hayatın tuvali başkalarının ellerindeki fırçalarla kirletilir; ne zaman gülüneceği, hangi yollardan geçileceği, sesin hangi perdede tutulacağı ve ruhun hangi kalıplara hapsedileceği hep dışarıdan gelen o yabancıların cetveliyle biçimlendirilir.
Sessizliğin üstüne giydirilmiş en kurnaz dayatmadır bu. "Güçlü ol" ezberi, omuzlardaki dağın yükünü katlayan ikiyüzlü bir teselliden öteye gitmez. Kadın, kendi kalesini örmek için demirden bir zırh kuşanmaya kalktığında yalnızlığın buzdan surlarıyla tecrit edilir; sesini yükseltip o bozuk düzenin ezgisini yırtmak istediğinde ise "tahammülsüz" damgasıyla tenhalaştırılır. Varlığını, emeğini, nefes alışını her gün yeniden mahkemeye çıkarıp kanıtlamak zorunda bırakılır. En yaralayıcısı da bu zulmün bir zaman sonra yadırganmaz hale gelmesi, ömrün kumaşına sinsi bir iplik gibi işlenmesidir. Kadının parmak uçlarında bir hançer gibi bilediği ev anahtarı, karanlığın ortasında kimsesiz bırakılışı sıradanlaştırılamaz.
Medeniyetin terazisi, kadının omuzlarındaki korkunun gramajıyla tartılır. Gerçek bir özgürlük, ucuz destanlar yazmakta değil; insanın sadece insan olmaktan doğan o saf ve çıplak hakkıyla nefes alabilmesindedir. Sokakların tenhasında gölgesini ölçenler, aslında bu karanlık çağın ortasında kendi kökleriyle toprağı delip geçen sessiz birer direniştir. Başkalarının hayatına ve mahremine uzanan o arsız ellerin sahibi olan köhne zihniyet, ancak bu hakikatin karşısında kendi karanlığıyla yüzleşmeye mecburdur. Çünkü gökkubbenin altında kimsenin prangaya vurulmadığı bir adalet kurulmadıkça, hiçbirimiz gerçekten özgür sayılmayız.
Gülşen Polat