İçimde Unuttuğum Bir Ev Vardı
İnsan kendisine ne zaman yabancı olur, bilmiyorum.
Belki aynaya baktığı gün başlar bu yabancılık. Yüzünü tanır ama o yüzün son yıllarda neler yaşadığını hatırlamaz. Belki de insan, kendi sesini duyduğu hâlde söylediği sözlere inanmadığı zaman kendisinden uzaklaşır.
Ben bunu geç fark ettim.
Uzun süre kendimi iyi sandım. Sabahları kalktım, işlerimi yaptım, insanlarla konuştum, güldüm. Gerektiğinde bir şakayı tam yerinde yaptım. Kimse benim içimde bir şeylerin eksildiğini anlamadı. Ben de anlamazlıktan geldim.
Sonra bir gün evde yalnız kaldım.
Televizyon açıktı. Mutfakta su kaynıyordu. Masanın üzerinde iki gündür açmadığım bir kitap duruyordu. Pencerenin kenarında da yıllardır değiştirmediğim bir saksı vardı.
O gün hiçbirinin yerli yerinde olmadığını düşündüm.
Ev aynı evdi.
Ama ben o evin içinde kendime ait bir oda bulamıyordum.
İnsanın kendi hayatında kiracı gibi yaşaması böyle bir şey olmalıydı.
Kirasını zamanında ödüyorsun. Kapıyı kilitliyorsun. Sabah evden çıkıyorsun. Akşam geri dönüyorsun. Fakat hiçbir odada uzun süre kalamıyorsun.
Ben de yıllarca böyle yaşadım.
Kendime ait sandığım hayatın içinde, kendime ait olmayan bir adam gibi dolaştım.
Bazı günler geçmişi suçladım.
Bazı günler kendimi.
Bazı günler ise kimseyi suçlamadım. Çünkü insan, bütün hesapları aynı defterde tutunca bir süre sonra kimin alacaklı, kimin borçlu olduğunu unutuyor.
Ben unutmak istemediğim şeyleri bile unuttum.
Çocukken sevdiğim bazı şarkıların sözlerini unuttum.
Bir insanın bana ilk kez gerçekten iyi geldiği günü unuttum.
Bir akşamüstü, hiçbir sebep yokken ne kadar mutlu olduğumu unuttum.
En kötüsü de buydu.
İnsan acılarını hatırlamaya alışıyor.
Mutluluklarını unutmaya alışmamalı.
Bir süre sonra küçük şeylerden yeniden hoşlanmaya başladım.
Fırından eve dönerken aldığım sıcak ekmeğin kokusu iyi geldi bana.
Yağmurdan sonra kaldırım taşlarının arasında biriken suya basmamaya çalışmak hoşuma gitti.
Sabahın erken saatlerinde sokakta kimse yokken yürümek içimi rahatlattı.
Bir kahvenin ilk yudumunda, hayatın hâlâ benimle konuştuğunu düşündüm.
Belki hayat bana büyük cevaplar vermiyordu.
Ben de artık büyük cevaplar istemiyordum.
Bir sabah uyandığımda her şeyin değişmesini beklemiyordum.
Sadece içimdeki ağırlığın biraz azalmasını istiyordum.
İnsan bazen iyileşmekten önce, yeniden yaşamaya razı oluyor.
Ben de razı oldum.
Geçmişin kapısını tamamen kapatmadım. Çünkü bazı kapılar kapanınca insan rahatlamıyor, sadece içeride ne kaldığını merak ediyor.
Ben merak etmeyi bıraktım.
Bırakmak zor oldu.
Ama bıraktım.
Şimdi kendime daha dikkatli bakıyorum.
Canım sıkıldığında bunu saklamıyorum.
Mutlu olduğumda bunun geçeceğinden korkmuyorum.
Birini özlediğimde özlüyorum.
Birinden uzaklaşmam gerektiğinde uzaklaşıyorum.
Ve artık kendime şu soruyu sormuyorum:
“Neden böyle oldum?”
Onun yerine başka bir soru soruyorum:
“Buradan sonra nasıl yaşayacağım?”
Bence insanın kendisiyle barışması tam olarak burada başlıyor.
Geçmişi değiştiremeyeceğini kabul ettiği yerde değil.
Geçmişin bundan sonraki hayatını yönetmesine izin vermediği yerde.
Ben hâlâ tamamlanmış biri değilim.
Zaten tamamlanmak diye bir şey olduğuna da inanmıyorum.
İnsan biraz eksik kalmalı.
Bir yerinde çocukluğu durmalı.
Bir köşesinde eski bir şarkı çalmalı.
Bir odasında kimsenin bilmediği birkaç hatıra saklamalı.
Ve bazen bütün bunların ortasında kendisine şöyle diyebilmeli:
“Bugün buradayım. Şimdilik bu kadar yeter.”
Ben artık bunu söyleyebiliyorum.
Belki hayatın bana verdiği en büyük iyilik de budur.
K
endimi yeniden sevmeyi öğrenmedim henüz.
Ama kendimden kaçmayı bıraktım.
Bazen insanın ihtiyacı olan ilk şey de budur.
Turgay Kurtuluş