İçimizde Kim Konuşuyor
“Peki biz, her gün hangi sesi besliyoruz?”
Geçen gün dükkânı kapattıktan sonra eve gitmeden önce mahallenin marketine uğradım.
Kasada birkaç kişi vardı. Ben de sıraya girdim.
Önümde otuz yaşlarında, bakımlı, güler yüzlü bir kadın duruyordu. Türkçesindeki aksandan Rus olduğunu düşündüm. Belki yanılıyor da olabilirim ama ilk izlenimim buydu.
Kasadaki abi aldıklarını hesapladı. Kadın parasını uzattı. Abi parayı aldı, para üstünü sayıp kadına verdi.
Tam o anda dikkatimi çeken küçük bir ayrıntı oldu.
Kadına fazla para vermişti.
Bunu gördüm.
Hem de çok net gördüm.
Ama hiçbir şey söylemedim.
Neden sustum?
Bilmiyorum.
İnsan bazen kendi davranışını bile açıklayamıyor. Sanki birkaç saniyeliğine hayatın içinden çıkıp kendini dışarıdan seyreden birine dönüşüyor.
Kadın parayı aldı.
İki üç adım yürüdü.
Sonra durdu.
O küçücük duraksama nedense hâlâ gözümün önünde.
Elindeki para üstüne baktı.
Belki o anda içinde kısa bir konuşma geçti.
Belki hiçbir şey geçmedi.
Bunu bilemem.
Ama birkaç saniye sonra geri döndü.
Kasadaki abiye gülümsedi.
“Sanırım bana para üstünü fazla verdiniz.”
Adam önce şaşırdı.
Sonra hesap makinesine uzandı. Yeniden hesapladı. Verdiği para üstünü bir daha saydı.
Yüzünde aynı anda hem mahcubiyet hem de rahatlama vardı.
“Ah doğru… Sabah erkenden beri ayaktayım abla. Kafa kalmadı. Çok teşekkür ederim.”
Sıra bana gelmişti.
Market sahibi beni tanıyordu.
Kadın çıktıktan sonra başını hafifçe sallayıp,
“Abi, hâlâ böyle insanlar var demek…” dedi.
Ben sadece,
“Haklısın… İyi akşamlar.”
diyebildim.
Sonra ben de çıktım.
Hepsi buydu.
Toplasanız otuz, bilemediniz kırk saniye süren küçücük bir olay…
Ama ben eve dönerken o kırk saniye peşimi bırakmadı.
Çünkü o birkaç saniyede yalnızca para üstü el değiştirmemişti.
Sanki görünmeyen başka bir şey daha olmuştu.
Elbette o kadının aklından ne geçtiğini bilemem.
Belki düşündüğüm gibi bile değildi.
Ama insanın içinde bazen aynı anda konuşan birkaç ses oluyor.
Biri,
“Boş ver.”
diyor.
Bir başkası,
“Doğrusu bu.”
Hangisini dinleyeceğimize çoğu zaman kimse tanık olmuyor.
O gün kadın kendi kararını verdi.
Ben de verdim.
Ama farklı bir karar.
Ben sustum.
O konuştu.
Eve giderken en çok bu iki cümle dolaşıyordu zihnimde.
Aynı olay…
İki insan…
İki ayrı iç konuşma…
İki ayrı tercih…
Belki de hayat dediğimiz şey, biraz da kimsenin fark etmediği bu küçük seçimlerden oluşuyor.
O genç kadını belki bir daha hiç görmeyeceğim.
Diyelim ki yıllar sonra aynı markette yeniden karşılaştık.
Büyük ihtimalle birbirimizi tanımayacağız.
Belki o günü de hatırlamayacağız.
Ne o kadın…
Ne kasadaki abi…
Ne de ben.
Çünkü insan ömrü buna benzeyen binlerce küçük olayla dolu.
Yaşanıyor.
Geçiyor.
Çoğu da hafızanın sessiz bir köşesinde kayboluyor.
Ama bazı anlar var…
Unutulsalar bile insanın içinde yaşamaya devam ediyor.
Kasada fazla verilen para üstünü geri vermesi dünyayı değiştirmedi.
Belki market sahibinin kazancını da değiştirmedi.
Ama o gün, o kırk saniye içinde görünmeyen başka bir şey oldu.
Bir insan, kendi içindeki hangi sesi dinleyeceğine karar verdi.
Belki hayatımızın yönünü değiştiren büyük kararlar değildir bizi biz yapan.
Belki kimsenin görmediği o küçücük anlarda verdiğimiz kararların toplamıdır.
O gün markette bu olaya tanık üç kişi vardı.
Kadın…
Kasadaki abi…
Bir de ben.
Ama galiba orada üç kişiden fazlası vardı.
Kadının içindeki sesler…
Benim içimdekiler…
Belki kasadaki abinin bile…
Galiba hiçbirimiz tek bir kişiden oluşmuyoruz.
İçimizde aynı masaya oturmuş birçok ses var.
Kimi korkuyor.
Kimi cesaret veriyor.
Kimi almak istiyor.
Kimi vermek.
Kimi susuyor.
Kimi konuşuyor.
Ve günün sonunda, son sözü hangisi söylüyorsa, biraz ona dönüşüyoruz.
Belki insan, aklından geçen ilk düşünce değildir.
Belki de insan, her gün dinlemeyi seçtiği sestir.
Bilmiyorum.
Ama o gün markette yaşanan küçücük olaydan geriye bende tek bir soru kaldı.
Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, dönüp dolaşıp yine aynı sorunun karşısında buluyorum kendimi.
Kendime soruyorum:
İçimizde gerçekten kim konuşuyor?
Daha da önemlisi…
Biz, her gün hangi sesi besliyoruz?
Ağustos 2026
Antalya