İçimizdeki Yolcu Zaman
Zaman Zaman..
Zaman , diyalektik bir soru muydu ruhumuzda doğurduğumuz .
İçimizdeki demir rayların gölgesinde uyuttuğumuz telaşlı bir yolcu mu ...
Peki hangimiz daha kıdemli yolcusuyduk bu istasyonun ?
Etrafını süslü tuzakların sardığı , elimizi uzattığımızda tutacak kadar yakın hissettiren , büyülü bir sessizlikte susar kumsaatleri . Kırmızı ışıkta sabırsız beklerken , yeşilin yanmasını isteriz ve gidenin bizden eksildiğini bile bile , sabırsız bir bekleyişin elinden tutar , yelkovan akrep ikilisinin tuzağına koşarız .
Kemanın gergin telinin kopmaya en yakın olduğu solukta , nefesini tutarak dinlemeyi seçmenin rahatlığı ile yayılır sessizlik . Sessizlik ; bir mecburiyetin çıkış işareti gibi ve durmadan yönlendirir hayatı .Bazen küçük oyunlar oynar.
Akışkan labirentler , içinde ruhu olmayan kalıplar bırakır yoluna zamanın . Bir oda dağınıklığı pozu asılıdır kalbimizin duvarında .
Ucunda ölüm yazgılı var oluş sancımızın çok renkli tenidir zaman .
Ne zaman ciddi çıkışsızlıklar bulsa zaman , cebinden çıkardığı kırmızı kart ile oyunun dışına atar hemen .
Terk edilmiş evlerin sessizlik yeminine dönüşen anılar tutulmasıdır belki de ... Küllükte ezilme şiddetine maruz kalan izmarit kadar savunmasız .
İçinde kimliksiz dağlar yükselen kalbimin bir yanı çığ öteki uçurum .
Aynı karede iki kere boğulan yaşamak kadar gerçek , unutulmak kadar acı .
Suç üstü yakalanıyoruz zamana .Zaman , bütün okyanusları içebilir ve yeryüzündeki sayısız kumları yutabilir genişlikte .
Zaman , üzerimden geçip gitti pençelerinin izini bırakarak . İçimizdeki yolcuydu zaman , paradigmanın aksine .