İnsan
Dieser Beitrag wurde am 27.01.2025 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
-kısa yazı-
Hangi zamane muhtelif yoruyor insanı? Oysa insan dediğin taştan ve telaştan meydana gelmemiş midir? Doğru söylenenin aksine benim insana dair yaptığım bu tanım hususiyetten türemiştir. Hangi hususiyet peki? İnsandan ayrı bulunan her şeye karşı hususiyet: Gül çiçeklerine ve her şeyin kokusuna… Yorgunluklara ve nihayetlerin debdebesine…
Azametle yaratıldığım üzre Dünya’ya azametle geldim. Dünya’da olduğumun farkına vardığım zamanı hatırlamıyorum. Ayaklarım çamurlu ve burnum sümüklüydü. Göklerin ve yerlerin melekleri tarafından korunuyordum. Biri annem, diğeri babamdı. Onlar beni kökleri sonsuzluğa uzayan görkemli bir çınar ağacının gölgesinde öptüler hep. Uzunca ağlayışlarımın çabasında ne’liğimin çaresizliği vardı ama her şey bir o kadar da komikti. Haykırırcasına güldüğüm zamanları hatırlamak pek güç ama yediğim tahin helvasının iç gıdıklayan neşesinde hala o anların tadını anımsarım. İşte bu yüzden diyorum. İşte bu yüzden hiçbir şey unutulmuş ya da yaşanmamış değil. Sadece birikmiş ve hayat sahnesinde bürünecek rolünü bekliyor.
Azametle yaratılan azametle taçlandırıldı. Nur-u infilak ve yüreklerin üzerinde yanan mumların vicdani ışığı insan ruhunu sarıp sarmaladı. Günah, hali hazırda kapıda bekleyen aç, susuz ve kimsesiz bir ihtiyar olarak senin gençliğinden bir parça kopardı ve seni biraz daha yaşlandırdı. Sonra sonra anlıyorum. Her şey vekil-i imtihan olarak görevini ifa eden kusursuz bir memuriyet… Kutsallıkla yıkanmış her şeye eyvallahı olan, hem de- pek tabi- derecelerin lütfuyla sendeki yokluğun bir başkasındaki varlığı ve ondaki varlığın bir başkasındaki daha çokluğu üzre tanımlanmış adanmışlık… Denge diyorum, çünkü kendi içinde azameti giydirilendir o. Ne garip insan yine de anlayamıyor. Aldanıyor kusursuzca.