Iskalanmış Hayat
Dieser Beitrag wurde am 21.05.2011 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
Şimdi tozlu bir tavan arasında kaderine terk edilmiş bir gramofon gibi bekleyen anıları canlandırın zihninizde. Bakın bakalım kimler gelmiş kimler geçmiş başrolünden, gönlünüzün reytinginde ilk sırada yer alan dizilerden. Kaç roman çıkarmış yazsanız hayatınızı. Kaç aşk şarkısı, kaç beste, kaç güfte...Kaç anınızı satmışsınız eskicilere hem de 'şişelere mandal' fiyatına.
Yalnızca bir mecburiyetten mi ibaretti okul önlüğünüz ya da lise formanızı giymek. Yoksa bütün anılarınızın canlı şahidi miydi onlar; okuma yazmayı söktüğünüz ilk günün, lisedeki aşkınızın, belki de ilk kavganızın. Paltonuz sizi sadece soğuktan koruyan bir giyecek miydi? Belki de birçok iyi ya da kötü anınıza en büyük şahitti o. Belki soğuk bir kış gününde işten kovulduğunuzda sırtınızdaydı. Hayatın yükünün sırtınızda olduğu yetmiyormuş gibi bir de onu taşıyordunuz. Ama o da sizi soğuktan koruyordu hani. Eşinize 'Benimle evlenir misin?' diye sorduğunuzda üzerinizde o vardı belki de. Sonra ne oldu peki bir devrin en büyük şahidine? Satıldı, kapıdan geçen eskiciye hem de bir plastik leğen kıymetinde, bizim kıymet bilmezliğimizde.
Hani hepimizin evinin bir köşesinde yatar kısa özgeçmişi hayatımızın.
Kimimiz çocukluğumuzu kömürlüğe bırakmışızdır , kimimiz gençliğimizi tozlu bir tavan arasına. Şimdi o tozlu eşyalara uzatın elinizi. Bakın eski bir defter geçecek elinize; kareli harita metod. İlk sayfasında iki kıta bir aşk şiiri, son sayfasında bir ayrılık şiiri bulacaksınız belki. Ama bir farkla; anılarınız artık sararmış yapraklarda. Sonra belki de bir 'minik serçe' albümü çıkacak sizi ta yıllar öncesinden umutlandıran, güzel günlerin hayalini kuran şarkılar barındıran. Bir kez daha yüksek sesle eşlik edeceksiniz: 'Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda. İklim değişir; Akdeniz olur. Hadi Gülümse'.
Hemen bir gülümseme belirecek dudaklarınızda.
Neydi şaire 'Kaldırımlar' dedirten duygu. Oysa biz her gün üstünden defalarca gidip geliyoruz kaldırımların. Ama ruhumuz altına imza atamıyor öyle güzel mısraların. Evimiz sadece başımızı soktuğumuz bir yuva, sokağımız sadece ismiyle mi müsemma. Bu şehir sadece birkaç sokak, birkaç caddeden mi ibaret bizim için. Hiç mi hatırı yok yaşanmış güzel şeylerin.
Hep ıskaladık hayatı, kötülükleri görmekten. Oysa bize gülümseyen o kadar iyi niyet vardı ki farkına bile varmadık, varmak istemedik belki de. Dostlarımızı da hep yarınlara sakladık. Ama hesabı yanlış yapmıştık gün gelecek ya 'dostlarımız' olmayacaktı ya da 'yarın' kalmayacaktı. Okul, iş, güç, çoluk-çocuk derken ayırdık hep yelkovanı akrepten. 'Anı' yaşamayı değil 'anı' biriktirmeyi seçtik daha sonra sergilenmek üzere tozlu bir bodrum müzesinde.
Ve ne diyordu 'Kaldırımlar' ın şairine gecenin gündüze, artının eksiye zıt olduğu kadar 'karşısında ' olan şair: 'Hayatı Iskalama Lüksün Yok Senin'
Hayatı ıskalama lüksü yok hiçbirimizin. Hadi bugünden tezi yok ne var ne yoksa elimizdeyken, kolumuzdayken, içimizdeyken yanımızdayken kıymetlerini bilelim. Hayatı ıskalamayalım.