İsmet Baba 2
06 ocak 2022' İsmet Baba - 1 ' in finali...
https://www.edebiyatla.com/denemeler/ismet-baba-1-326564
(İsmet Baba-1 'i okumak isteyenlere)
.....
Kelepçeler çözülmüştü. Ama insanın bileklerinden çıkan demir, bazen ömründen çıkmıyordu...
Kaç yıl geçti, kimse tam olarak bilmiyordu. Kuzguncuk'ta zaman zaten takvimle tutulmazdı. Bir dükkân kapanır, bir manav el değiştirir, bir evin cumbasındaki çiçekler kurur; sonra bir bakardınız, bir insanın gençliği de onlarla beraber gitmiş.
İsmet Baba yıllar sonra bir akşamüstü göründü İcadiye'nin başında.
Tek başına...
Elinde ne eski sarı filesi vardı ne de cebinde yarım paket sigarası. Saçları kırlaşmış, bıyıklarının tütün rengi çoktan yerini beyaza bırakmıştı. Bir tek gözleri aynıydı. O inadına mavi gözleri... Fakat bu kez içinde devrim değil, yıllarca kimseye anlatılmamış bir mağlubiyet taşıyordu.
Mahalleli gördü onu.
Kimse “Neredeydin?” diye sormadı.
Çünkü bazı insanların nereden döndüğünü sormak ayıptır. Döndüğüne şükredilir yalnızca.
İsmet Baba önce eski evinin önünde durdu. Altın varaklı kapı çoktan boyanmış, camın önündeki begonyaların yerini plastik saksılar almıştı. Kapının üst kata doğru uzanan o sarmaşığı bile kesmişlerdi.
Uzun uzun baktı.
Sonra başını çevirdi.
Neriman'ın antikacı dükkânına...
Vitrindeki sarkaçlı saat hâlâ oradaydı. Bir köşede eski bir gaz lambası, yanında porselen bir kadın biblosu... Her şey sanki Neriman birazdan içeriden çıkıp;
“Yine mi geldin İsmet?”
diyecekmiş gibi yerli yerindeydi.
Bir tek Neriman yoktu.
Kapıya yürüdü.
Elini tokmağa uzattığı sırada arkasından bir ses geldi:
“Çok geç kaldın İsmet...”
Sedef Manav'dı.
İsmet Baba dönmedi önce.
İnsan bazen duyacağı cevabı bildiği için soramazmış.
“Gitti mi?” dedi.
Sedef sustu.
“Gitti...” dedi sonra. “Ama senin bildiğin gibi değil.”
Neriman yıllarca beklemişti onu.
Önceleri her akşam dükkânı kapattıktan sonra sahile inmiş. İsmet Baba'nın oturduğu masaya oturmuş, bir kahve söylemiş. Karşısındaki boş sandalyeye hiç kimseyi oturtmamış.
Sonra beklemek ağır gelmeye başlamış.
Sahile inmeyi bırakmış.
Bu defa dükkânın camından bakmış yola.
İsmet'in dönmediği her akşam, antikacı dükkânındaki sarkaçlı saati bir kez kurmuş.
Belki de insan sevdiğini beklerken zamanı durduramayacağını anlayınca, hiç değilse çalışır halde tutmak istiyordu.
Almanya'daki çocukları defalarca gelmiş.
“Anne, gel artık,” demişler.
Gitmemiş Neriman.
“Benim bir beklediğim var,” demiş.
Kime söylediğini hiç anlatmamış.
Mahalle zaten biliyormuş.
Sonra bir kış hastalanmış Neriman. Dükkânı açamaz olmuş. Çocukları yeniden gelmiş Almanya'dan. Bu kez sormamışlar.
Alıp götürmüşler.
Gitmeden önce de Sedef Manav'a küçük, kahverengi bir zarf bırakmış.
“İsmet gelirse verirsin,” demiş.
“Ya gelmezse?”
Neriman gülmüş.
“O zaman sen de açma. Bazı mektuplar sahibine ulaşmazsa sır olarak kalmalıdır.”
Sedef, yıllardır kasanın altında sakladığı zarfı çıkardı.
İsmet Baba'nın elleri ilk kez o zaman titredi.
Yıllarca kelepçe taşımış o eller, küçücük bir zarfı tutmakta zorlandı.
Açtı.
İçinden ne bir fotoğraf çıktı ne bir yüzük...
Eski, sararmış bir vapur bileti düştü avucuna.
Biletin arkasında Neriman'ın el yazısıyla birkaç satır vardı:
“İsmet,
Seni affettim.
Ama zaman bizi affetmedi.
Sakın beni arama. Çünkü ben seni bu mahallede beklemeyi hiç bırakmadım. Yalnızca ömrüm benden önce vazgeçti.”
İsmet Baba uzun süre konuşmadı.
“Öldü mü?” diye sordu sonunda.
Sedef cevap vermedi.
Belki de bazı soruların cevabı susmaktır.
İsmet Baba zarfı cebine koydu. Döndü, ağır ağır sahile indi.
Yıllar önce rakı içtiğimiz masalardan birine oturdu. Garson onu tanımadı.
“Ne vereyim amca?” dedi.
İsmet Baba denize baktı.
“Sakız rakısı var mı?”
“Yok.”
Gülümsedi.
Zaten hiçbir şey eskisi gibi yoktu.
Bir çay söyledi.
O gece ilk defa rakı içmedi İsmet Baba.
Karşısındaki sandalyeyi de boş bıraktı.
Boğaz'dan vapurlar geçti. Köprünün ışıkları suyun üzerinde kırıldı. Kuzguncuk'un yokuşlarından akşam indi. Neriman'ın antikacı dükkânındaki sarkaçlı saat, yıllar sonra ilk kez kurulmadan kaldı.
İsmet Baba cebinden o sararmış vapur biletini çıkardı.
Uzun uzun baktı.
Sonra, kimsenin duyamayacağı kadar kısık bir sesle:
“Ben dönmedim Neriman...” dedi.
“Ben sadece çok geç kaldım.”
İşte o akşam anladım...
İnsanı her zaman gittiği yerler sürgün etmezmiş.
Bazen dönemediği bir sokak, çalamadığı bir kapı, karşısına oturamadığı bir kadın da sürgün edermiş insanı.
Ve bazı adamların ellerindeki kelepçeler bir gün mutlaka çözülürmüş...
Ama bazı kadınların bekleyişi;
ömür boyu insanın bileğinde kalırmış....