Kasatura
Dieser Beitrag wurde am 02.09.2012 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
Bir gün düşlerin oturmuş sabahı beklerken anlamak mı, yoksa bizi yaşamak mı istersin diye sordular...
Tanıdık bir kimsesizlik duygusu, geldiği yer yağmurluymuş ki, ıpıslak yanına çöktü. Şehir suskunluklarının en çıldırtıcılarını ücra sokaklardan toplamış. Kaldırımların uykusuzluğu var üzerinde. Tinercilerden boşvermişliği, tüm dükkanlardan kapitalizmin kokusunu, fahişelerden, tenlerin soğukluğunu Meyhanelerden, entellerin boş sorularını, adamcıkların küfürlerini, kimse benim kadar efkarlı değildir şarkısını söyleyen ağır abilerin sigara dumanlarını.Küçük ve zavallı hayatların korkutan kalabalıklarını toplamış gelmiş.
Etinin kafesinde yaşayanı ele geçirmeye çalışan şeytan adına yakılmış en korkunç şarkıları söyler. Bir akıl sapması yaşayabilirsin,aynılaşmanı isteyen anlamsızlığın zincir halkalarından biri olmanı isteyen deccalin saldırısına uğrayabilirsin Paketleyip kaburga kemiklerine astığın tüm kaosların etrafa dağılabilir .Ne çok şey varmış şaşırdın mı? Üzerinde korkularına iyi gelecek bir muska yok . Bu kalabalığı hissettiğin an içinin devriyesinin sirenleri çalışır.Sol göğsündeki hükümlünün ıslığı, hayatın nemli soluğuna karışır.
Yaşam çirkindir, yaşam piçtir diyen, lüzümsuz bir cehenemi sırtında taşıyan uyumsuzla Yeryüzünün tüm hiddetine rağmen, yaşamak eyleminin ıslıklı kahramanı senin içinde.
Kendimliğimiz değişirken, içimizin inancı eksilirken, korku dolu mimiklerle karanlık bir tünelde yolumuzu bulmaya çalışmıyor muyuz.,Tek bir öze ait, çatışan iki hafızanın dayanılmaz ağırlığı bu yolda yoruyor bizi. Yol dediğimiz ne peki. Geldiğimiz yer , geldiği yeri arayan akıllıya da Tanrı insan ismini vermiş. Yanımızda ne var, ellerimiz, yüreğimiz, gözlerimiz.En ağır yük gözlerimizde acı, hüzün sevinç, kabahat ,günah, mutluluk hepsi o kapıda .İçin giriş kapısı İçin giriş kapısında kirli harflerle öfke yazıyor. eğer istersen bunu değiştirebiliriz öfkemizi batan gemilerden çıkarabiliriz geceleri nasıl uyuruz bazen bir balinada bazen bir fıçıda bazen deniz kabukluların içinde suratımıza çarpmasın diye hayat...
Bu sularda hangimizde kaptan ehliyeti var sen de muçosun ben de..
Ve bu sular ürkütücü sessiz gürültü için akortu bozmak yeter akortu bozdum mu sus mu diyorsun Peki susuyorum, kirli harflerimi yıkayana kadar...
Kirli harflerimi yıkadım
Sol göğsümdeki hükümlü, sevi kokan dudaklarıyla göğe doğru ıslıklar çalıyordu. İhtiyacı yoktu, hüzünlü ruhlardan kopan kelimelere. Yeterince zengindi gözleri. Tanrı bu iyimserliğe şaşırdı. Melekleri yolladı bakın bakayım, anarşist hiç mi bir duygu yok Çocuklar, sorgusuz sualsiz, yasaksız engelsiz büyümek için şifalı otlar aradı saçlarımda. Elimde görünmez kasaturamla hastalıklı sıkıntıları kazımaya hazır, her sabah tekrarlardım İnsanın suçu yok İnsanın suçu yok
suçlu kim..
suçsuzsun!!
Fedakarlık son taaruzunu kaybettiğinden, kelebekler dağları seçtiğinden beri suçsuzum artık özlemem savaş filmlerini ben çekmedim o ağlayan fotoğrafları
suçsuzum!
Geçmişin ihanetlerini celladıma bağışladım
Cır cır böceklerine binbir üzgün ifademi, bir gülücük karşılığı sattım Onlar binbir hüzünlü şarkıyı söylerken Çınar ağacımda Ben yalnız bir gülümsemeye sakladım, dünyanın tüm felaketlerini
Kahırlarım dinlendi, tekrar savaşmaya hazır...