Kıracak Put Arıyorsan İçine Bak
Her şey bir elmayla başladı. Ama mesele elma değildi. Mesele, insanın kendi istediğini her şeyin önüne koymasıydı.
"Benim istediğim olacak" kibri. İktidar hevesi.
İlk put, insanın bizzat kendi arzusuydu. Ama elmadan önce bir kibir vardı. Kendi benliğini her şeyin üstüne koyan bir ses.
"Ben daha üstünüm" diyen. "Benim özüm, benim doğrum, her şeyin üstünde" diyen.
Kendi varlığını mutlaklaştırdı. Ve o kibirle başkaldırdı. İşte ilk put. Taş değil. Tahta değil. Kendi "ben"i. Sen kendi arzunu ne zaman mutlaklaştırdın? Ne zaman "benim doğrum" deyip karşındakini hiç dinlemedin? Ben de yaptım. Hem de kaç kere. Kendi doğrumu o kadar yükselttim ki, karşımdakinin sesi kayboldu.
Sonra Kabil geldi. Sunağı reddedilince öfkeye boğuldu. Habil'i öldürdü. Neden? Çünkü kendi ezikliğini, kendi yetersizliğini Habil'in varlığında gördü. Kendi egosu bir puttu ve Habil o puta kurban edildi.
"Kardeşin nerede?" dendiğinde "Ben bekçisi miyim?" diyerek kıvırdı.
İnsanlığın en eski, en sinsi yalanı. Sorumluluktan kaçış. Ben bugün hangi Habil'i öldürüyorum? Kimin varlığı benim yetersizliğimi yüzüme çarpıyor da onu zihnimde lime lime ediyorum? Ve ben o kişiye ne yapıyorum? Susuyorum.
Put dediğin sadece taştan, tahtadan oyulmaz. Bazen bir ses. Bazen bir bakış. Bazen bir onaylanma dilenciliği, bazen ekrandaki bir beğeni rakamı. Dışarıdaki putlara sövmek kolaydır. Devlet, piyasa, patronlar, ideolojiler… Asıl putlar derimizde saklı. Utanç. Suçluluk. Kontrol.
"Adam ol", "Sus", "Kanıtla", "Asla yeterince iyi değilsin" diyen o içselleştirilmiş diktatörler.
Ben yıllarca babamın sesini kendi sesim sandım. Yuttum. Sustum. Kendimi kandırdım. Senin putun hangi cümlede saklı?
Dışarıdaki putları kırmak koca bir yanılsama. Meydanlarda heykelleri yıkıp, kendi içindeki tiranı beslemeye devam edebilirsin. Dış devrim, içindeki o karanlık tahakkümü çözmedikçe hep yarım kalır. Ben hangi putu kırdım da yerine kendi büstümü diktim?
Zorbaları, hırsızları, katilleri yargılamak en konforlu sığınağımız.
"O bir canavar, ben değilim."
Tertemiz, masum, steril bir yalan. Elbette suç suçtur. Asla görelileştirilemez. Mağdur da asla suçlanamaz. Ama asıl yüzleşme şu: Ben o koşullarda, o güç elimde olsaydı, o korkuyla ne yapardım? Bilmiyorum. Ve bilmemek rahatsız edici.
Nietzsche söyler: Canavarla savaşan, kendisinin de canavarlaşmamasına dikkat etmelidir. Bir uçuruma uzun süre bakarsan, uçurum da senin içine bakar.
Faili yargılarken, farkında olmadan aynı çürük zihniyeti kendi içimizde mi kuruyoruz? Linç ederken gerçekten adalet mi arıyoruz, yoksa üstünlük kurmanın o karanlık hazzını mı tadıyoruz? Adalet mi arıyorum, yoksa kendimi iyi hissetmek mi?
Çoğumuz fail değiliz. Sadece seyirciyiz. Ama seyirci kalmak da bir konumdur. Dikili bir taştır. Birinin arkasından konuşulurken sustum. Birinin hakkı yenirken başımı çevirdim. Birinin gözlerindeki çaresizliği gördüm ve "bana ne" dedim. Ben de sustum. Ben de seyrettim. Korktum ve kaçtım. Sessizlik, zalimin en sağlam duvarıdır. Ben o duvarın bir tuğlasıydım. En son neye sustun? Ve neden?
Günlük hayatta hepimiz küçük iktidarların peşindeyiz. İş yerinde kendinden alttakine eziyet. Trafikte kornaya basarken hissedilen o sahte güç. Aile içinde sesini yükseltmek. Sosyal medyada haklı çıkma şehveti. Dijital putlar sardı etrafımızı. Algoritmaların beslediği öfke. Sanal linçlerin ucuz tatmini. Beğeni sayısının verdiği o sahte onay. Hangi küçük putu besliyorsun? Her like attığında. Her yorum yazdığında. Her haklı çıktığında. Küçük küçük. Fark etmeden.
"İçime bakıyorum" demek bile yeni nesil bir kibir. Bir farkındalık putu.
İçime bakıyorum. Güzel. Peki sonra ne yapıyorum? Hiçbir şey. Sadece rahatlıyorum. Ve o rahatlık, beni uyutan yeni bir put oluyor.
Jung der ki: Işığa çıkarılmayan her şey gölge olur.
Ama içe bakmak, dünyayı değiştirmenin yerini mi alıyor, yoksa onun başlangıcı mı? Farkındalığım beni değiştiriyor mu, yoksa sadece rahatlatıyor mu? Rahatlıyorum. Ve bu rahatlık beni korkutuyor. Peki bu bize ne söylüyor? Hiçbir şey. Eğer bir şey yapmıyorsak.
Şimdi telefonu kapat. On dakika kendinle kal.
Sor: En son kimi yargıladım? Neden? O an içimde konuşan o kibirli ses kime aitti?
Cevap verme. Sadece sor. Çünkü cevap sende. Bende değil.
Aynaya baktın mı? Ya da hâlâ dışarıda bir put mu arıyorsun?