Sen Ne Anlarsın İyilikten
Şu, dünya üzerinde her çağda veya her yaşanılan zaman diliminde herkes, kendince yaşamını ruhen, manen idame ettirebilmek için kendisine ve çevresine küçük veya büyük yalanlar söylemiştir. Umut etmek, sabır, mutluluk, sevmek ve sevilmek gibi, söylediği bu yalanlarda haklılık payı da vardır, çünkü insan doğası gereği iyiyi, güzeli, mutlu olmayı arar. Kimi zaman aradığı şeyi bulur ama dünya üzerinde hiçbir şey kalıcı olmadığı değişken olduğu gibi, o da kalıcı değil değişkendir. Ayrıca, Hiç kimse kendisini bu duygulardan soyutlayıp ben bunların hiç birine ihtiyaç duymuyorum diyemez, en azılı katiller bile. Dolayısıyla, insan yaşadığı ve yaşattığı sürece var olmanın çaresini arar. Bir süre sonra çektiği acılardan dolayı küçük şeylerden Mutlu olmayı bulur, mutlu olmayı bulduğu esnada bir şeyin farkına varır, daha çok mutlu olmayı! Neden olmasın ve böylece insanoğlunun doyumsuzluğu başlar. Bu arada altı çizilmesi gereken unsur mutluluk değil, onun keşfedilmesini sağlayan acı olmalıdır, yani mutsuzluk. Çünkü bir olgunun yahut bir duygunun farkına varıla bilmesi için onun bir zıttı olması gereklidir ki, arasındaki farkın ayrımına varıla bilinsin. Siyah ile beyaz gibi, beyazın beyaz olduğunu algılaya bilmemiz için önce siyahı tanımamız lazımdır. İyilik, kötülük duygusu gibi, ama insanoğlunun olmaz olası doğası yaşamadan keşfedemez. Örneğin bir sobanın elimizi yakacağı gerçeği, daha önce tecrübe edilmesine rağmen bize yetersiz gelir. Elimizi sobaya değdirip yaktığımız vakit bunu öğrenmiş oluruz ve bizden sonrakilere tecrübe etmeye çalışırız ama onlarda bizim davrandığımız gibi davranacaktır. Canımızın yandığı an, yanmamış olduğu anın özlemini duyarız ve acısını hafifletmek için elimizden geleni yaparız. Bir süre sonra acımız yavaş yavaş dinmeye başlar, duyduğumuz acı kaybı anı ve acısız haz anı, acılı geçen zaman diliminden kaynaklanır ve buda bize mutluluk verir. Bu mutluluk her tecrübe eden için kalıcı olacaktır ve buna özlem duyulacaktır. Dolayısıyla sobaya ikinci kez mutluluk özlemiyle dokunulacaktır. Tıpkı aşk acısını yaşayıp, tekrar aşık olmayı göze alabilenler gibi. Mutluluğu tanıya bilmek için önce acıyı zorluğu mutsuzluğu tanımamız gerekir. Dolayısıyla insanın doğasında var olan iyilik ve kötülük duygusu birbirini besleyen, birbirini tetikleyen insanoğluna bahşedilen en büyük olgudur. Peki ya iş olumsuz tercihlere geldiği zaman nasıl davranır insan. Diyelim ki hayatımızda bir kötü birde huysuz bir arkadaşa sahibiz, acaba kişisine göre değişecek bu seçimin ortalaması nedir? Çoğunluk, kötü olan arkadaşının ona bir kötülüğü dokunacağı düşüncesine kapılarak kötü arkadaşından uzak durmaya seçer. Ama işin matematiği hiçte öyle değildir, çünkü kötü olan arkadaş fırsatını bulduğu zaman, imkanı olduğu zaman kötülük yapmaya yeltenir. Oysa huysuz olan arkadaş, potansiyel olarak etrafına kötü enerji yayar. Fırsat kollamak, imkan bulmak gibi bir arayış içerisinde değildir. Fakat her an sana kötü hissettirir ve enerjini emer, buda senin yaşam kaliteni düşürür. İşin matematiği şöyle der, huysuz olan arkadaşından uzak dur yaşam enerjin olsun, kötü arkadaşına temkinli ol sana kötülüğü dokunamasın. Fakat insan her an matematikle yaşaya bilir mi? Tabi ki hayır. O yüzdendir ki, içgüdüsel olarak en yakınlarımızda tercihler yaparken, bizler kötü olan insanı tercih ederiz, çünkü onun kötü olduğunu biliriz ve biz istemediğimiz sürece bize bir kötülüğü dokunamaz fikrini bilinçaltımızda taşırız. İnsan buya! Başa dönecek olursak mutlu olmayı ve o hazzı yaşamayı isteyen insan, bunun için yine kötülüğe başvurur. Kötülük yaptığı, kötü yanını kullandığı gibi, temkinli olduğu kötülere izin verir. Çünkü iyiliğin ayrımına vara bilmesi için canının acıması gereklidir, iyiliğin ve mutluluğun tadını çıkara bilmesi için elini bir an bile düşünmeden sobaya değdirir, canının yanmasına müsaade eder. Sonrasında mutluluk artık bir süre onunladır. Neden mi bir süre, çünkü insan doyumsuzdur ve değişmeyen tek şey değişimin ta kendisidir. Şimdi soruyorum kendime diyor ki, bak elini o sobaya değdirirsen yanarsın, birazcık mutluluk için değer mi? Bir yanım diyor ki, hayır değmez, ama bir yanımda diyor ki, mutluluk bu başka hiçbir şeye benzemez. İşin en tuhafı da ne biliyor musun? İnsan en çok kendisine kötülük yapanı severmiş, üstelik İnsanın kötü yanının da buna bir cevabı varmış, seversen döverler döversen severler gibi basit ve kötü bir cevaptır bu.