Son Akşam Yemeği
Su, önce bir sızıntı gibi geldi. Sonra bir çığlık...
Derinlerin son fısıldayıcısı.
Titanic’in mutfağı, telaş ve lüksün hakim olduğu bir yerdi. Buhar çıkan pirinç tencerelerinin altında, düzinelerce ıstakoz kaynayan suyun kenarında bekliyordu. Kıskaçları bağlı, gözleri donuk ve matlaşmıştı. Geminin derinliklerinden gelen metalik seslerin uğursuz yankısını hissederken, sessizce ölümlerini bekleyen tutsaklardı.
O akşam beklenmedik bir şey oldu. Aşçı, yeterince sıkı tutmadığı bir ıstakozu elinden kaydırdı ve ıstakoz çalışma masasının kenarına düştü. Adı Koral’dı, unutulmuş deniz dilinde bu, “son fısıldayan” anlamına geliyordu.
Makaslarının ipleri gevşedi ve gözleri seğirdi. Mutfakta bir şeylerin yolunda olmadığını hissetti.
Titanic’in duvarları, sanki gemi korkudan titriyormuş gibi, hafif bir çatırtı ile sallandı. Koral ne olduğunu bilmiyordu, ama tehlikeyi hissediyordu. Derinlerinde kök salmış içgüdüleri onu uyarıyordu. Harekete geçmesi gerekiyordu.
Suyun Dansı.
Gece yarısına doğru, Koral’in kabuğu suyla temas etti.Okyanus, mutfağa sızmaya başladı. İnsanlar koşuşturuyor, kadınlar çığlık atıyor, çocuklar ağlıyordu. Bir garson, elindeki gümüş tepsiyle boğuşurken suyun içinde kayboldu. Koral, zincirlerinden kurtuldu. Diğer istakozlar da onu izliyordu. Sular yükseldikçe, kafesler parçalandı. Özgürdüler.
Derinlerdeki Krallık.
Gemi batarken, istakozların gözlerinde insanların yansımaları vardı. Boğulan bir adam, Koral’e doğru çırpınırken, onun kıskaçlarıyla son kez karşılaştı. Deniz, acımasız bir şölene dönüşmüştü.
"Biz onları yemedik," diye fısıldadı Koral, "deniz onları aldı. Biz sadece… izledik."
Rüya mı, Gerçek mi?
Sabah olduğunda, Titanik’in enkazı derinlerde sessizliğe gömülmüştü. Koral ve diğerleri, artık özgürdü. Ama gözlerinde hâlâ o geceyi taşıyorlardı.Bir balıkçı ağı, yıllar sonra Koral’ı çıkardığında, kabuğunda insan dişlerinin izleri vardı.
Son Söz:
"Deniz asla unutmaz. O, her damlasına bir dünya saklar."