Sussun artık bu ses!!!
Bu kasabadan,bu evden uzakta olduğum her an garip bir ses beni bu eve geri çağı- rır.Burada , bu evde olmak için derin bir özlem olur içimde.
Pencerenin önünden hiç ayrılmıyan erik ağacının beni özlediğini duyumsarım.Bahçe- nin köşesindeki ıhlamur ağacının yalnızlığını,ben yokken eve yerleşen karanlık ve soğuğu.Bir başka şehirde , bir başka evde , bir başka ışık yanar elbet ama , hiç bir zaman bu evin ışığı gibi olmaz.
Bu ışık mı beni geri çağıran ?
Ürkütücü bir sessizliğe büründü bu gece ,bu bahçe.İlk defa bu sessizlikten ürküyo- rum. Görünmez bir el çalışmakta olan saatin içindeki pili çekip almışcasına, akmıyor zaman.
Sıradanlığa terkettiğim bahçede rastgele büyümüş bir akşam sefası, bir türlü büyüye- meyen bir kaç sardunya fidesi, onca sulamama rağmen açmamakta direnen güller bah- çeyi sıradanlıktan kurtarmak için çabalasa da boşuna ; sıradanlık bahçenin ruhuna işle- miş.
Buradan uzaktayken içimdeki derin özlem ve beni geri çağıran o garip sese rağmen şu an pencerenin önünde otururken artık burada yaşamak istemediğimi düşünüyor olmak şaşırtıyor beni. Yok aslında şaşırtmıyor ;o kadar uzun zamandır aynı pencereden bakıyorum ki. Herşey o kadar sessiz ve aynı, tanıdık , bir o kadar da uzak ve yabancı ki. Gecenin içinde asılı kalmış bir fotoğrafa bakar gibi bakıyorum; kasabaya.
Ne kadar zordur bir şehri, bir evi öylece bırakıp gidivermek. Ardında bıraktıklarının her an geri çağıracağını bilerek.
Sussun artık bu ses !!!