Yalnızlığım
Şimdi bozkırda dikenler içinde bir gül kadar yalnızım demiş ya şair, Yalnızım, yalnızız... neydi bizi bu kadar yalnızlığa sürükleyen, neydi hepimiz ayrı ayrı yalnızlığı yaşamak ve yalnızım diye isyan etmek için bir yığın bahane bulmaya zorlayan sebep? Bu kadar çokmu yordu bizi hayat yoksa hayatı yaşamaktan bu kadar çabuk mu vazgeçtik. Neydi yalnızlık ? Yalnızım diye attığımız çığlıkları kimsenin duymayışı, görmeyişimiydi yada kendimizi göstermeyişimiz mi? Ne yaptık farkedilmek için yada farkedenlerin değerini bildikmi? İnsanlar yalnız bırakılmaz üstad ! İnsanlar yalnız kalmayı tercih eder, neden tercih ettiğimiz birşeyi yaşarken isyan bayraklarını dikip dururuz. Yalnızlılarını anlatmabilme çabası içine girmiş pek çok yazı okudum, her okuduğum yazıda 'evet bende yalnızım' derdim. Birgün aynanın karşına geçtim kendimle konuştum dertlerimi mutluluklarımla mutsuzluklarımı paylaştım aynadaki yalnız olduğunu sanan kadınla. Saatlerce anlattım kendimi saatlercede dinledim. Sonra düşündüm beni dinleyen bir ben vardı, benden sıkılmayan, çaresizliklerime çare bulmaya çalışan, doğrularım gibi hatalarımıda yüzüme vuran bir ben. Anladım ki benim yalnız kalabilmem için benden vazgeçmem gerek. Herzamanki gibi şimdide soruyorum üstad, Sen kendine bile dost olmazken kendini bile unutmuşken sana uzatılan kaç eli farkedip avuçlarının içine alabileceksin? Kaç kişinin seni sevmesine, sana sokulmasına, sana kendini bırakmasına izin verebileceksin? Kaç kişiyi sevebilecek, kaç kişiye kendini teslim edebileceksin? Sen senden vazgeçmiş kendini koskoca bir yalnızlığın içine atmış boğuluyorum diye çığlık attığında kaç kişinin tut elimden diye yalvarışını duyabileceksin? Sen yalnızlığı yaşamayı tercih ettiysen yalnızım diye haykırmaya hakkın yok üstad zira insanlar tercihleriyle yaşar.