Deliriş
sen bakma her halayın başında
benim ipek mendil gibi çırpındığıma
vara yoğa serkeş kahkahalar atıp
şen şakrak çınladığıma
o kara kıtadan, Afrika’dan öğrendim ben
açlıktan kırılırken
böyle pırıl pırıl gülmeyi
adın ıslatınca başka dudakları
bakma böyle kurşun yemiş gibi yığılıp kaldığıma
yokluğunda
ne depremler geçti de içimden
ne kıyametler koptu göğsümün çeperinde
yıkılmadım
o kallavi ağaçlardan öğrendim ben
böyle ayakta ölmeyi
sen sürgünlerimde
haritalardan yer beğendim de kendime
gölgenin düştüğü yeri evim yurdum bildim
geçemedim o kağıt kesiği sevdandan
kapıları çarpa çarpa gidemedim
hep güneşe yüzünü dönen
o sarışın günebakanlardan öğrendim
yönümü hep sana dönmeyi
yalnızlıktan damla damla tükendim
her günüm Kerbela oldu da
el açmadım ne yağmura ne ırmağa
eli kınalı
burnu hızmalı
o esmer kadınlardan öğrendim ben
böyle kurşun gibi sevmeyi
sen bakma kendi kendime konuşup
sonra dut yemiş bülbül gibi sustuğuma
sokaklarda saç sakal gezip
gömlekleri hep ters giydiğime
kedilerle sohbet edip kuşlara şarkılar söylediğime
bakma gecenin bir yarısı parka gidip
ağaçlara şiir okuduğuma
yokluğun öğretti bana
böyle milim milim delirmeyi.