Bilinmeyen Yolculuğun Satır Araları
..Öylesine bir gecenin ardından doğmuştu sabah. Hayalleri daha uzak deniz ve gökyüzü kadar. Kısa kısa lanetler okudu, gözlerini kamaştıran güneşi perdeledi elleri. Saçlarına toprak kokusu sinmişti kanla karışık. Uyanmak için güzel bir gün olabilirdi başka bir gezegende yada başka bir kişiye. Lanet okunacak bir şey daha. -İnsanlardan nefret ediyorum en az kendim kadar. *Evelyn kızıl gün batımım. Sanırım senden daha az. Yola koyulma vakti gelmişti. Öyle hissediyordu. Millerce yol aldıktan sonra sonuna yaklaşan bu gezegende nefret edilecek, başka biriyle karşılaşmamıştı. Bu durum diğer insanlara olan nefretini arttırıyordu. Buna güldü,kendi nefretine. Nefret ile büyümemişti. Sadece kabusları arası gördüğü anne silüeti bir zamanlar sevgiyi bildiğini mutlu olduğunu işaret ediyordu. Ama unuttu. Nasıl hissederdi? Düşüncelerini böldü rüzgar yarasına dokunmuştu. Sızladı kabuk bağlamamış kanı kurumuş yara. Sol gözünün görüşü kötüleşiyordu. Su bulmalıydı. Zihni nefreti bir kenara bırakıp kucakladı ruhunu. Önceliklerini sıraladı. Tedavi, intikam, ölüm. Nefreti kabardı tekrar, bağırdı. -Bu lanet gezegende su kaldı mı? Havayı kokladı sıcak önce burnunu sonra ciğerlerini kavurdu. Yağmur yok hiç olmadı asla olmayacak. İleri baktı görebildiği kadar. Adım attı. Sonraki durak? -Sanırım buna yol karar verecek.