Deprem Nikahı 17 Ağustos 1999
Hava bugün kapalıydı. Sanki olumsuzlukları içinde taşıyan bir hali vardı. Engin'le Suzan evlenmek için başvurmuşlardı. Artık gün saymaya başlamışlar, o gün gelince yapılacak planları düşünüyorlardı.
En sonunda o gün geldi çattı. Engin damatlığını giyinmiş , Suzan ise gelinlik içinde firstlady gibi alımlı olmuştu. Hemen hemen tüm akrabalar salonu doldurmuşlardı. Erkeklerin hepsi takım elbiseli. Bayanların tuvaletleri parlıyor. İki şahit, gelin, damat masaya oturdular. Biraz sonra nikâh memuru da geldi ve o büyük defteri açtı. İlk olarak damada sordu ;
- Selahattin Oğlu Engin. Hüseyin Kızı Suzan'ı zevceliğe kabul ediyor musun?
Damat yutkundu. İçindeki heyecanını mikrofona kusarak;
- Evet,evet,evet,evet! dedi.
Aynı soruyu bu sefer geline sordu. Aldığı cevap biraz daha kaygılı ve korkaktı. Suzan'ın sesi titredi. İçinden, tıpkı havada olduğu gibi, bütün kötülükler geçiyor, başlarına bir felaket gelmesinden çok korkuyordu. Neyse ki imza sırası ona geldi ve nikâh memurunun; 'Bende belediyenin bana vermiş olduğu bu görevle, sizi karı koca ilân ediyorum.' demesiyle içine bir ferahlık geldi. Masanın sol köşesinde bir bardak su vardı. Nikâh memuru bir yudum aldı. Masaya geri koydu. Su bir süre bardağı içten okşarcasına dalgalandı daha sonra durgun bir hal aldı. Fazla geçmeden bardağın içindeki su tekrar sallanmaya başladı. Engin fark etti bu durumu. Kendi kendine : 'Acaba ayağıma basmaya mı çalışıyor?' diye sordu. Suzan'ın ayağına baktı ama kımıldamıyordu bile. Derken derken önce avize sonra bütün bina. Boş beşik gibi bir sağa bir sola. Tam bir dakika sallandıktan sonra koskoca bina enkaz haline geldi. Aradan saatler geçmesine rağmen kurtarma ekiplerinin çabası sonuç vermiyor, o insan topluğundan bir kişi yaralı çıkıyor diğerleri ise ceset halinde, vücutlarının yarısı parçalanmış. Uzun uğraşlar sonucu nerdeyse on beş, yirmi metre derinlikten çıkartılan Suzan yaşıyordu ve enkazdan tek yaşayan da şu ana kadar o çıkmıştı. Hafif zedelenmelerle ve bembeyaz gelinliği bir paçavraya dönerek çıkmıştı. Bir kaç saat önce firstlady'i andıran bu kadın şimdi açlık çeken Afrika insanları gibiydi ve o alımlı duruşu kaybolmuştu. Ayakta durabilse de her ihtimale karşı sedyeye yatırdılar, ambulansa bindirdiler. Aradan fazla geçmeden Engin' de bulundu. Onun durumu biraz daha ağırdı. İkisini de çok geçmeden hastaneye götürdüler.
Aradan yıllar geçmiş , iki eş rahat rahat evlerine kurulmuşlardı. Neredeyse tüm yakınlarını kaybetmişlerdi. Ama hayat onlara öğretti ki ; her zaman bütün çabalarını harcamazsan, asla bu dünyada var olamazsın. İşte bu felsefe onların hayatını düzene sokmuş, başarılarla dolu, mutluluk içinde uzun ömürler geçirmeyi onlara bağışlamıştı. Tâ ki 17 Ağustos 1999 depremine kadar.