Dul Kadın Çiçekleri
Renklerin yer değiştirmeye başladığı vakitlerdendi. Olağan ikindi, akşam arası vakitleri. Çiçekleri sulama zamanıydı. Ölen kocasından hatıralardı onlar. Aslında hiç doğmamış çocuklarıydı bir nevi. Gözsüz, kulaksız, sözsüz ve mutsuz.. Kendini düşleriyle birlikte mezara gömeli tam bir yıl olmuştu. Kocasının öldüğü o güne denk bir zaman dilimi yani. Yalnızlığına alışmış, aldığı nefeslerde aslında hep sonu aramıştı. Tek gayesi vardı şu hayatta. Sıcakkanlı, güzel huylu, hayatının anlamı olan kocasına bir an önce kavuşabilmek. Basitçe; ölmek. İnançlı biriydi bizim dul kadın. Sadece dua etmekle yetinirdi ölümü için. Aslında gizli kapaklı, kendisini aldatma yoluyla içini bi nebze rahatlatarak yaptığı başka şeyler de vardı. Sağlığına hiç dikkat etmezdi mesela. Önemsemezdi çünkü. Biletini erken ayırtmaya çalışırdı ya; işte tek nedeni buydu yaptıklarının. Saya saya geçirdiği 357 gün. Hala nefesleri düzenli, kalp atışları normal, eli yüzü kanlı canlıydı. Geceleri ağlamaktan şişerdi yüzü. Tombul tombul sevilesi bi kadın olurdu gündüz için. Ama sevdirmezdi kendini kimseye. Hiçbir insanın ona dokunmasına tahammülü yoktu. Ölmeden önce kocası dokunmuştu ona. Dahası var mıydı ki? Buram buram özlem kokularının atmosferini oluşturduğu akşam vakti yine gelmişti. Tüm çiçekleri özenle sulamak zorundaydı ve koca bahçesinde o kadar çok çiçek vardı ki. Her biri kocasından hatıra olmasa katlanmazdı aslında bu çiçeklere. Hayat buydu işte. Sulaması gereken çiçekler ve o. Papatyaların ekili olduğu bölüme doğru ilerledi. Her gün yeterince sulamasına, bakımlarını özenle yapmasına karşın papatyalarda kendi gibi küsmüştü hayata. Bahçenin diğer çiçekleri bu papatyalardan daha dinçti lakin onlarda da hissedilir bir burukluk vardı hep. Eksik birşeyler vardı işte. Mesela; sevgi. Onda olmayan, dolayısıyla veremeyeceği şeydi bu sevgi. Eksikti işte. Hem kendi hayatı için, hem çiçekleri için. Suladı papatyalarıda. Kafasını kaldırdığı anda bir hüzün dalgası çarptı yüreğine. Bahçenin en köşesinde bir ölüm vardı. Kocasının en sevdiği çiçek, ölmüştü. Bir günde yaşlanmış, yıpranmış, solmuştu. Yavaşça ilerledi. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu usul usul. Bakakaldı bir ölüme daha. Ve birden kapandı gözleri. Sardunyaların üzerine uzandı boylu boyunca. Yağmur başladı o an. Gözyaşları silindi ve acı bir tebessümle eşlik etti solan çiçeklere.