Fırtınalı Bir Aşk Hikâyesi
O gece İstanbul’da gökyüzü delirmişti. Şimşekler Boğaz’ı ikiye biçiyor, yağmur camlara öfkeyle vuruyordu. Deniz’in kafesi Kadıköy’de, Moda’nın en köşesindeki küçük kitapçıdaydı. Dükkanı kapatmak üzereyken kapı çaldı.
Islak saçları yüzüne yapışmış, elinde tek bir kitap tutan bir kız içeri girdi. Üstü başı sırılsıklamdı ama gözleri gülüyordu.
“Affedersiniz, kapanmadan önce şunu alabilir miyim?” dedi, titreyen sesiyle. Kitap Sefiller’di.
Deniz tezgahın altından havlu uzattı. “Yağmurda dışarı çıkılmaz ki.”
Kız gülümsedi. “Bazen çıkmak gerekir. Yoksa kaçırdığın şeyler olur.”
Adı Elif’miş. O gün işten kovulmuş, evine gitmek istememiş. Yağmurun altında yürürken bu kitapçıyı görmüş. Bu bana “Bir işaret gibi geldi” ve içimdeki his beni buraya çekti sanki dedi.
Tam o sırada elektrikler gitti. Dükkan karanlığa gömülünce Deniz mum yaktı. Alevin titrek ışığı Elif’in yüzünü aydınlatınca ikisi de donakaldı. Göz göze geldiler. Dışarıdaki fırtına bile sustu sanki. O anda Deniz’in kalbi, yıllardır beklediği bir şeyi bulmuş gibi çarptı. Elif de bakışlarını kaçırmadı. İkisi de aynı şeyi biliyordu: Bu tesadüf değil.
Mum ışığında iki yabancı, aynı kitaptan bölümler okudu. Elif’in sesi yağmurun ritmine karışırken Deniz her kelimede ona biraz daha bağlandı. Aralarındaki sessizlikte bile bir yakınlık vardı. Kelimeler bittiğinde Elif usulca fısıldadı: “Seninle konuşurken zaman duruyor.”
Saatler sonra yağmur dindiğinde Elif gitmek zorunda kaldı. Kapıya kadar eşlik eden Deniz, onun ıslak kirpiklerine takıldı kaldı. “Yarın yine gelir misin?” diye sordu, sesi kısılmıştı.
Elif durdu, kapının eşiğinde döndü ve ilk kez doğrudan Deniz’in gözlerinin içine baktı. “Geleceğim,” dedi yavaşça. “Çünkü artık burası benim için sadece bir kitapçı değil.”
Ertesi gün güneş açmıştı ama Deniz’in dünyasında hâlâ fırtına esiyordu. Elif geldiğinde ikisi de hiçbir şey söylemeden birbirine sarıldı. O andan itibaren her akşam birlikte kapatıyorlardı dükkanı.
Fırtına o gece sadece gökyüzünde değildi. İkisinin içinde de kopmuştu ve sonunda birbirlerine sığınacak limanı bulmuşlardı. Artık aşık olmuşlardı.
Bir Yıl Sonra
Aradan tam bir yıl geçmişti. O fırtınalı geceden beri Deniz ve Elif’in hayatı tamamen değişmişti. Kitapçı artık sadece kitap satılan bir yer değil, ikisinin ortak hayali olmuştu. Duvarlara birlikte seçtikleri şiirler asılıydı, raflarda Elif’in sevdiği kahve kokusu eksik olmazdı.Ama bugün farklıydı. Çünkü bugün o gecenin yıldönümüydü.
Deniz sabah erkenden dükkanı açtı. Tezgahın üstüne küçük bir kutu bıraktı. İçinde eski bir anahtar vardı. Kitapçının arka bahçesine açılan, yıllardır paslanmış kilidin anahtarı. Elif’e hiç göstermemişti orayı.
Akşamüstü gökyüzü yine bulutlanmaya başladı. Tam da o geceki gibi. Deniz’in içi kıpır kıpırdı. Elif içeri girdiğinde ıslak saçları ve gülüşü yine aynıydı.
“Bugün hava çok tanıdık,” dedi Elif, gülerek. “Sanki biri bizi tekrar sınamak istiyor.”
Deniz elindeki anahtarı uzattı. “O geceyi hatırlıyor musun? Elektrikler kesilmişti, mum ışığında göz göze gelmiştik.”
Elif başını salladı. Gözleri dolmuştu.
“O zaman sana söyleyemediğim bir şey var,” dedi Deniz. “O gece sen gittikten sonra fark ettim… Ben sana aşık olmuştum. Ve o zamandan beri her gün seni biraz daha seviyorum.”
Elif’in dudakları titredi. “Ben de o gece anladım aslında. Ama korktum. Ya sen de hissetmezsen?”
Deniz güldü, Elif’in elini tuttu. “Şimdi korkmana gerek yok. Gel.”
İkisi birlikte arka bahçeye çıktılar. Yağmur başlamıştı yine. Bahçenin ortasında küçük bir ağaç dikiliydi. Üzerinde minik bir tabela: “Bizim Ağacımız – 19 Ağustos”
“Her yıl bu tarihte buraya geleceğiz,” dedi Deniz. “Fırtına kopsa da, güneş açsa da… Biz hep burada olacağız.”
Elif ağaca sarıldı, sonra Deniz’e döndü. Yağmurun altında birbirlerine baktılar. O ilk gecedeki gibi göz göze geldiler. Ama bu sefer aralarında hiçbir korku yoktu, sadece güven ve sevgi vardı.
Şimşek çaktı. Elif usulca fısıldadı: “İyi ki o gece yağmur yağmış.”
Deniz onu kendine çekti. “İyi ki sen o gece içeri girmişsin.”
Ve fırtına bu kez onları ayırmak için değil, birleştirmek için kopuyordu