Gittiler
yalnız mıyız? değil miyiz dersin? değiliz bence. hani nerde o zaman yalnız değilsek diğerleri? ohoo sen de çok inatçı bi herif oldun çıktın, buralardadırlar,bekle bak çıkıverirler şu kahverengi, geçen evin bi alt sokağındaki manavda yanlışlıkla eline dokunurken kapanan gözlerini o kucağındayken açtığın esmer,hani hafif te balık etli,soğuk tenli kızla üzerinde seviştiğin kanepenin arkasından; ya da, ya da daha ergenliğe yeni girmişken utana kızara aldığın o erotik dergileri özene bezene zulaladığın, kirlenmiş peçeteleri görmesin başkaları diye rastgele içine fırlattığın bu esnada üst baş içinde ne varsa batırdığın,şu sana bakan yüzü çizilmiş elbise dolabının içinden. hadi be ordan,gelmeyecekler işte sen de biliyorsun. çok iyimser oldun çıktın son zamanlarda, bekleyeceğim diyorsun ama biliyorsun sen de gelmeyeceklerini,elbet yorulacaksın,bitap düşeceksin bak görürsün, benim için sorun yok, bitirme de beni kendinle birlikte; hoş severim seni, hep burda oldun, birlikte içtik hep. onlar gelince koyardım sandalyelerini masanın etrafına, ama senin ki hep orda dururdu, hiç ayrılmadın ki üzerinden. tamam kabul ediyorum iyi bir dost oldun hep bana ama, ama eskisi gibi değilsin. eskiden hani kaldırınca kadehimizi derdik ya "senin şerefine be şerefsiz dünya!" diye, kimbilir belki de o kadar şerefsiz değildi aslında da,diye diye biz öyle yaptık onu ve o da döndü bula bula bizi buldu şerefsizlik yapacak. kimbilir hiç dolanma gereği bile duymadı belki bir kurban bulmak için,kimbilir belki, o birlikte - her ne kadar şerefsiz olanımız olarak ta olsa- oturup masamıza içip içip, gülüşürken biz, kapıyı hafifçe kapayıp giderken kapımıza bıraktığı bir işaret aldı getirdi onu bize. aldı götürdü onları bizden, sakladı en derinlere bir yere, kapılarına kilit vurdu belki gelmesinler diye bi daha, sonra, sonra seni bu hale getirdi o,bi sen kaldın derken tam ben, seni de aldı elimden götürüverdi uzaklara. yine saçmalamaya başladın sen,içme be şu zıkkımı bu kadar çok. kim kimi nereye götürmüş? bak işte buradayım ben, hem, hem onlar da gelecek bak görürsün,sandalyelerini çekip masanın yanına verip kadehlerini ellerine senin şerefine kaldıracağım tüm elleri bak görürsün. sen, sen çok üzüyorsun kendini. tamam haklısın onlar çok iyi dostlarımızdı bizim, gelirlerdi en geç üç günde bir, böyle abersiz gelmedikleri olmazdı; ama, ama vardır elbet bi nedeni bu sessiz gidişin,kimbilir belki aşık oldu ikisi aynı kıza. yediremediler bunu,zorlarına gitti ikisinin de en sevdiği arkadaşının sevdiği kızı sevmek. kimbilir alıp şişelerini ellerine sahilde bi yere kondu ikisi de. ya da kimbilir belki ceplerinde bir şişenin parası olmadığından birleştirip paralarını, konuşmadan, bakışmadan, dokunmadan birbirlerine, alıp ortak şişelerini gittiler oraya, sonra, sonra birbirine vuran iki gemi gibi kucak kucağa battılar en ufak ses etmeden.ha? bu nasıl oldu? demiştim çok iyimser düşünüyorsun,gereğinden fazla iyimser. çekip gittiler,bıraktılar bizi. ve bi daha da gelmeyecekler,bekle istersen, ama boşa. ne aşık oldular ne de başka bişey. sadece gittiler gelmemek üzere...
gelmeyecekler mi dersin? gelmeyecekler! daha önce de demiştim. bak kaç gün oldu, çekil şu pencere kenarından artık. kendini de yordun beni de. sadece üzüyorsun kendini başka bişeye yaramayacak bu yaptığın. geç otur karşıma, al şu kadehini,hem merak etme biz de gideceğiz yakında. nereye gideceğiz?bilmem. gideceğiz ama bundan eminim, kimbilir belki onlarla aynı yere gideriz, belli mi olur. hem, hem boşver şimdi bunları geç işte karşıma. iyi peki. şerefine. şerefine. demek şimdi gittiler ha? gittiler ya. gittiler demek, yalnızız; biz de gideceğiz değil mi? gideceğiz gideceğiz merak etme...