Hayat Çalarken Ben Söylesem - 2 -
Hazırlanmıştı ama unuttuğu bir şeyler vardı. Annesinin gelmesine henüz vardı ve daha bir lokma bir şeyler yememişti. Isıttığı çorbayı bir kaseye koyup annesinin gümüş takımından bir kaşık aldı. Gerçekten neydi annesinin bu gösteriş merakı? Derin düşüncelerle bu amerikan mutfağın en sevdiği özelliği olan bir barmış hissi veren, odayla mutfağı birleştiren tezgahında çorbasını kaşıkladı. Yapacak bir şeyleri kalmayınca yeniden pembe kanepeye yayılarak televizyonu açtı. Cartoon Network'ü açıp 'Regular Show'un olması için dua etti. Bingo! Çizgi film izlemezdi ama 'South Park', 'Regular Show', ve 'Adventure Time' gibi çizgi filmlere bayılırdı. Zaman bu şekilde hızla akıp geçmişken kapının çaldığını duydu ve ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü. Annesinin onu bu şekilde görünce ne düşüneceğini merak etmeden duramıyordu. Kapıyı açtı ve 'Ohh tatlım ne şeker olmuşsun sen. Güzel bir kızım var ama pasaklı diye yakınırdım hep. Meğer kaslı bir prensin onu aramasını bekliyormuş.' 'Anne abartma lütfen. Sadece seninle alışverişe çıkacağımız ve elbise denerken hortlak gibi görünemem için kendime çeki düzen vermenin daha iyi olacağını düşündüm, hepsi bu. Yanılıyor muyum yani?' 'Her zaman iyi olmalısın hayatım. Böylece çevrende olup biten her şeyden haberdar olursun, seninle ilgilenen insanlar daha fazla olur ve sende mutlu olursun. Hayat bir müzik kutusudur pili bitince sende bitersin. Bu yüzden pil bitmeden şarkıya neşeli bir şekilde dans ederek eşlik etmelisin.' 'Şey iyi dedin de dans etmek şart mı?' ' O tadını çıkart demek. Şurada havalı konuşuyorum içine etme lütfen aa. Gidip giyineyim artık.' Annesi söylene söylene odasına hazırlanmaya gitti. İki artı bir olan bu evi Yaprak hep çok severdi. Fazla renkli olması pek ona göre olmasa da annesi hep bunları onun için yaptığından bir şey demiyordu. Yoksa emindi ki annesi de tüm gün yoğunluktan sonra daha dinlendirici renkleri seçerdi. Zaten annesinin yatak odasının sade ve kahverengi mobilyalardan olması bunun kanıtı olmalıydı. Neyse ki çok sürmeden annesi hazırlanmış, alışveriş merkezine doğru yola çıkmışlardı. Gidecekleri mağazalarda annesinin bir çok arkadaşı olduğundan hep büyük indirimlerle alışveriş yaparlar, annesi de 'Kızım genç giyinmek ister kuşanmak ister!' diye ayda bir onu böyle gezdirirdi. Ama kendisi bunlara ihtiyaç olduğunu hiç düşünmüyordu. Girdikleri ilk mağaza Nergis Ablanın çalıştığı yerdi. Nergis Abla eski komuşlarıydı, dedikoducuydu yani sohbet etmeye bayılırdı. Annesi de indirim kapmak için Nergisciği ile köşesine çekilmiş dedikodu yapmaya başlamıştı. Yaprak görmezmezlikten gelinmişti. Oda bunu fırsat bilip Mert'e haber vermesi gerektiğini düşündü ve onu aradı. 'Sonunda kızım ya! Haber bekliyorum senden kaç saattir!' 'Ya üzgünüm. Bir an aklımdan çıkmış.' 'Tamam tamam. Listeye adını yazıyorum değil mi, kesin geliyorsun?' 'Evet geliyorum. Partini nerede vereceksin?' 'Ya ben zaten bahçeli bir evde oturuyorum. İki katlı, küçük hoş bir ev. Annemlerden izin aldım evde vereceğim yani partiyi. Aslında abazalar sağolsun birazcık tehlikeli ama olsun. Her şeyi göze aldım.' 'Peki öyleyse. Saatini ve adresini mesaj atarsan sevinirim.' 'Dur kapatma. Aslında senden bir ricada daha bulunacaktım ben.' 'Neymiş?' 'Ya yarın ki partide partnerim olur musun? Hemen yanlış anlama. Sevgilim yok ve diğer kızlardan hangisine söylesem yanlış anlar. Ama sen anlamazsın, güzelsin de.' 'A sağol ama ben bilmiyorum.' 'O zaman şöyle söyleyeyim canım yarın ki partiye damsız almıyoruz ve sen gelmezsen ben küsüyorum. Hadi partner bul şimdi hadi?' 'Ya dur peki peki, kabul ediyorum partnerin olmayı.' 'Yihu!!! Zafer Mert'in. O zaman uygunsan buluşalım mı şimdi? Yarın hakkında bir kıza sormam gerekenler var.' 'Açıkçası elbise almak için alışverişteyim.' 'Berbaber bakalım ne olur? Partnerimin elbisesini beraber seçelim?' 'Bugüne kadar filmlerde ve dizilerde yanlış mı bilgi verildi yoksa sen erkeğin anormal türü olan oley alışveriş familiasından mısın?' 'Hahaha! Evet canım. Kızlar için biçilmiş kaftan yakışıklı Mert. E nerdesin bakalım?' Yaprak yerini söyleyip telefonu kapattı. Annesine ise durumu anlattı. Annesi duyunca sevinçten havaya uçtu ve 'Sen merak etme ben şimdi önden tüm mağazaları gezip tüm arkadaşlarıma söyler kendim içinde bir şeyler bakarım. Her türlü indirim kaparız. Al bu kredi kartını. İçinde iki bin lira limit var. Alacağın bir şey olunca ilk bana fiyatını mesajla at. Ve mağazanın adını da söylemeyi unutma, bay!' diyerek gözden kaybolmuştu. Yaprak ise Kahve Dünyasında Mert yani kızların biçilmiş kaftanını beklemeye koyuldu. Yarım saat sonra Mert gelmişti, üstünde mavi bir lacoste t-shirt ve siyah hoş bir kot vardı. Liselelerin vazgeçilmez siyah beyaz Converceleriyle de tamamlamıştı. Sanırım Mert gerçek bir lise öğrencisiydi. Giyimiyle bunu gösteriyordu. Saçlarını hafif uzatmış, yurt dışında şu ara pek tutan kenarlar kısa üstler uzatılıp şekil verilen modelden yapmıştı. 'Yaprak! Sonunda geldim çok bekletmedim değil mi? Ohh yeşil gözlerin pembeye ne de uymuş. Hele siyah saçların dalgalı ne güzelmiş. Okula hep pırasa gibi gelirdi. Ya açıktı ya da at kuyruğu. Şok oldum.' 'Hayır çok bekletmedin. İltifatların için teşekkür ederim öncelikle. Orası okuldu süslenmek için bir nedenim yoktu.' 'Desene gizli güzelimiz partide benim partnerim olacak. Şuan ne kadar sevindim bilemezsin.' 'Ya öyle.' Diyerek içinden bir ahh çekti. Bu çocuk annesine ne çok benziyordu. Acaba doğduğu gün annesine kız doğurdunuz diyerek yalan söyleyip asıl çocuğu olan Mert'i başka bir aileye mi satmışlardı? Olabilir gibiydi. Belki de annesiyle akrabaydı. Yavaşça mağazaları gezmeye başladılar. Mert hiç durmadan kendini övüyor arada da Yaprak'ı övüp onu yakışıklılığıyla kaptığını iddia ediyordu. Kendi çapında flört ediyordu. Ama Yaprak hiçte oralı değildi, niyeti de yoktu.