İnadına
Adeta kaçarcasına yürüyordu. Yüzünde tüm engelleri yıkmışçasına bir ifade vardı. Ve birden durdu. Gözlerinden ani kararlar verdiği seziliyordu. Sanki hırsına ve nefretine yenik düşmüştü. Sertçe geri döndü, adımlarını daha da hızlandırdı. Sertliği ve kararlılığı hiç kesilmeyen adımlarıyla... Ilık gözyaşları süzülse de gözlerinden yüzündeki ifade değişmiyordu. Sanki kaşları ağlamanın etkisiyle birazcık düşse, güçsüzleşecekmiş, omuzlarındaki yükü taşıyamayacakmış gibi... Elinin tersiyle sildi gözyaşlarını. Koşar adım yürürken insanların omuzlarına, çantalarına çarpıyordu. Kimileri dönüp bakıyordu bu asi insana ve ?sabır? deyip yoluna devam ediyordu. O ise... Sadece yoluna odaklanmıştı. Çevresindeki hiçbir şeyi görmüyordu gözü. Sadece gideceği noktayı görüyordu. Kurşuna dizseler durmayacakmış gibi bir izlenim uyandırıyordu çevresinde. Onun bu azmi insanları öylesine derinden etkilemişti ki, bir grup insan arkasından yürümeye başladı. Yetişmeye çalışıyorlardı. Öyle ki bazı anneler, bir annelik klişesi olan "çocuğunun geleceği endişesi"ni duymadan peşinden gidiyorlardı bu azgın suyun. Çocuklar korkmuştu, masum feryatlar, çığlıklar duyuluyordu. Ama anneler kararlıydı. Bir ellerinde, hedefte yaşanacak olan kargaşada zarar görmemek için, işe yaramayacağını bildikleri silahlar; bir ellerinde sürüklenmekte olan çocuğun eli... Anneler yine de bırakmıyorlardı çocukların ellerini. Onları bu vahşette umutsuzca da olsa koruyacaklardı. ... O hala karalıydı. Feryatları duyuyordu fakat gözyaşlarını ?İNADINA- içine akıtıyordu. Yolun sonu yaklaşmıştı, vazgeçemezdi. O dimdik ve yüzündeki ifade hala kararlı, sert... Korkuyordu, evet. Ama arkasında onca insan varken ?bitti? diyemezdi. Ve birden ... Acı bir yakarış ... Adımları yavaşladı fakat durmadı. Kafasını hafifçe döndürdü ve baktı. Bedeni hala hedefe dönüktü ve yürüyordu. Küçük bir çocuk kayıverdi annesinin güvenilir ellerinden. Annesi ağlıyordu. ?Oldu? dedi; bizim asi'ye bakıp ?öldü? dedi gözyaşları içinde. Çocuğun ufak bedeni kan içinde olsa da asıl kan ağlayan anneciğiydi. Yine de durmadı, kalktı ayağa ve peşinden gitmeye devam etti meçhulün. Çocuğu oracıkta bırakıvermişti. Sanki biri onu zorla çekiyordu hedefe doğru. Yüreğini orada bırakmıştı anne. Anneydi o. Bedeni sürüklense de aldırmıyordu ki. Çocuğun minicik ellerine baktı. İşaret ediyordu. ?Gel anne, bırakma? diyordu. Ve anne dayanamadı. Kocaman bir patlamayla yandı vücudu. Ama yüreğinin yangınını söndürdü bu patlama. Bebeğine geri döndü ve gidenlere el salladı hüzünlü bir tebessümle. Gidenler tedirgindi. Bazılarıysa tıpkı kahramanımız gibi hedefe kaptırmıştı kendini. Fakat anneler ve çocuklar tekerrürü yaşıyordu. Hepsi teker teker yolun yarısında, ilerisinde, gerisinde düşüp kalıyorlar devam edemiyorlardı. Acımasız hedef'e yürüyen bir kaç insan kalmıştı sadece geriye, kiminin hanımı kiminin çocuğu kimininse annesi kalmıştı geride. Ama o hala kararlı ve sert adımlarla yürüyordu. ... Patlamanın en büyüğü de gerçekleşmişti en sonunda. Yangınlar, alevler, dumanlar... Ve ateşin sıcaklığının verdiği o şeffaf bulanıklık... Hedeftekiler bunu da yapmıştı sonunda. Ama o da neydi? Alevlerin içinden çıkan asi bakışlar... Ruhu ve bedeni dimdik... Kollarını siper etmişti. ?İşte buradayım? dercesine çıktı ateşten. Yüreği yanmıştı, nesli yanmıştı. Apaçık soykırıma mahkûm edilmişti. Ayaktaydı ve yükselecekti de. Temizleyecekti yolu. Yeni insanlar toplayacaktı. Yeni anneler... Belki bu sefer daha zordu, uzun zaman alacaktı. Zaman nazlıydı ama iyileştirirdi tüm yaraları. Hedeftekiler ise başkaldıracaktı yine. Ama yineleyemeyecekti acıları...