Kimine Göre Küçük Bir Hikaye
Dieser Beitrag wurde am 22.03.2015 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
Hayatın kenarında kocaman bir uçurum ve o uçurumun köşesinde ben...
Öyle boşlukta hissediyorum ki kendimi... Tek olmasam da etrafımda bir sürü insan olsa da yalnızım... Hayatta bu zaten bazen dudağımda garip bir tebessüm bazense gözümden süzülen tek damla ve o tek damlaya sığınmış binlerce çığlık... Peki, ağlamak nedir? Gözlerinden yanaklarına süzülen iki damla yaş değildir ağlamak. Kâbuslarını hatırlamak, anılarına geri dönmek, maç yapamamaktır, artık babanın kolunun omzunda olmamasıdır, rüyalarında sönsün diye güneşi üflemektir, gözünden süzülen her damlanın yalnızlık akmasıdır yüreğine, geceyi sabahlayıp kayan yıldızları tutmaya çalışmaktır sonra ellerin boş kalınca kafanı avuçlarının içine alıp hıçkırmaktır ağlamak! Şimdi soruyorum sen hiç ağladın mı? Ben çok ağladım, hep ağladım, babam için ağladım...
İnsanın düşünce canı acır ama daha yüksekten düşünce canı daha çok acır. Bizde yüksekten düştük durumumuz iyiydi, babam her istediğimi alır, annem bir dediğimi iki etmezdi. Babam bana doğum günümde bir top almıştı sabaha kadar oynamıştık o topla. Hayatımda değer verdiğim en önemli şeyimdi mavi topum, sabah oyun oynar akşam yıkar onunla yatardım. Sonra babam birilerine kefil oldu zaten ne olduysa ondan sonra oldu. Elimizdeki her şey teker teker gitti. Evimizden de taşınacaktık, arabaya bindik sonrasında tek hatırladığım şey mavi topum artık kırmızıydı...
Hastanede açtım gözlerimi annem başımda tek kelime etmiyor gözleri konuşuyordu. Hemen doğruldum yerimden ama kalkamadım, kalkamadım... Babamda yoktu artık bacaklarımda...
Önceden babam yanımdayken, öğretmenim defterime yıldız atarsa babamda bana çukalata alırdı. Bazen yıldızları ben atar götürürdüm defteri babama hemen anlardı nerden anladın baba deyince babalar her şeyi görür derdi. Babamın gelmesine yakın salondaki kanepenin kenarına saklanırdım. Babam kapıdan nerdeymiş benim aslanım diye girerdi içeri, hemen bulurdu beni, alırdı kucağına, otururdu kanepeye gıdıklardı beni. Nasıl buldun baba deyice babalar her şeyi görür derdi. Babam bazen iş için şehir dışına çıkardı aslanım ben yokken evin erkeği sensin ev ve annen sana emanet derdi. Babalar her şeyi görür gör beni baba senin aslanın ne evine nede annesine bakabiliyor, senin aslanın kendine bakamıyor, senin aslanının bacakları yok!
Bazen annem beni sokağa çıkartıyor baba herkes bir garip bakıyor bana, sanki farklıymışım gibi hissediyorum kendimi, çok utanıyorum. Mahalledeki çocukların bazıları benle dalga geçiyor geçende oturdum onları izliyordum topu yanıma attılar ayağımla vuramıyorum, elim yetişmiyor, boş yere çabalayıp durdum onlarsa beni sadece izleyip güldüler. Hiçbir şey yapamadım keşke ayaklarım olsaydı kalkıp gitseydim en azından onurumu korumuş olurdum ama ben onu da yapamadım... Çok üzülüyorum baba sanki yabancıymışım gibi geliyor acaba bende mi böyle bakıyordum önceden hayır hayır ban böyle bir şey yapmış olamam. Ne kadar dışarıda oturmak istemesem de annem bazen zorla çıkartıyor arkadaş edin hap evde oturma diyor, çıkmak istemiyorum diyorum, niye diye soruyor, gururuma yedirip söyleyemiyorum her şeyden önce üzülür diye söyleyemiyorum. Mecbur oturuyordum dışarıda küçük bir kız çocuğu düştü ve ağlamaya başladı kalkıp yardım ettin mi diyeceksin belki ama unutma benim bacaklarım yok ben bazen unutuyorum da... Çocuklar baktıkları halde görmediler onlar körler, duydukları halde işitmediler küçük kızın hıçkırıklarını onlar sağırlar, şimdi soruyorum ben mi engelliyim onlar mı? Asıl ağrıma giden ne biliyor musun baba, bekli bana kızacaksın ama anneme bacaksızın anası diyorlar ağırıma giden bacaklarımın olmaması değil anneme bacaklarımın olmadığı için böyle denmesi. Bazen diyorum ki keşke ölsem de annem rahat etse ne benle uğraşır nede bu lafları duymak zorunda kalır ama o zamanda yalnız kalıyor. Keşke okullar açılsa da hemen okuyup büyük adam olsam biliyorum büyük adam okumakla olunmaz davranışlarla olunur.
Bazı geceler uyuyamıyorum. Bir çift göz görüyorum aynaya bakınca bir çift fersiz göz, bir dudak görüyorum önceleri büyük harfler kusan şimdilerde küçük harfler bile konuşmayan bir dudak, bir ben görüyorum hayattan sıyrılmış çizgiler içine sığınmış bir ben. Bir şeyler eksik baba, bir şeyler eksik, ben eksiğim, sen eksiksin, askıda ceketin dolapta ayakkabıların eksik...
Geçende annemle eczaneye gittik o kadar dedim gelmeyeceğim diye ama bilirsin annemi. Tam eczanenin o köşeye gelmiştik ki küçük bir çocuk, bir elinden annesi tutmuş bir elinden babası yürüyorlar. O çocuğun yerinde olmayı o an o kadar istedim ki. Tam o sırada çocuk bani gördü ve gözleri bacaklarıma odaklandı bir anda avazı çıktığı kadar ağlamaya başladı. Annesi hemen kucağına aldı sevdi, okşadı. Babası bir yandan yanağını okşuyor bir yandan da korkma prensesim yok bir şey bak ben yanındayım diyordu. Anneme baktım kalakalmıştı öylece bakıyordu sesi çıkmıyordu gözleri dolmuştu tek kelime etmiyordu. Ağlamak istiyordum bende avazım çıktığı kadar bağırmak ama boğazıma tıkandı sensizlik ses çıkaramadım. Annem kendini toparladı hızlı adımlarla sandalyemi eve doğru sürmeye başladı. İlaçları almadan geldik eve annem hiçbir şey söylemiyordu beni yatağım yatırdı öptü ve odasına gitti. O gece beni uyku tutmadı sürekli küçüğün sesi vardı kulaklarımda saat bayağı ilerlemişti, annemin odasından sesler geliyordu, annem ağlıyordu hem de hıçkıra hıçkıra. Yataktan kalkmaya çalıştım denedim ama olmadı ellerim bedenimi taşıyamadı ve düştüm annem sese geldi beni yerde görünce duraksadı, şaşırdı. Kaldırmak için eğildi ama direndim, sarıldı bana biraz beraber ağladık sonra yatağa geçip beraber uyuduk ama o uyumamış uyandığımda hala beni izliyordu. Öpücük kondurdu yanağıma kahvaltımı hazırlamak için içeri geçti. Melek gibi bir annem var ama bir gün oda melek olursa ne yaparım işte bu sorunun cevabını bilmiyordum. Okullar açıldı artık okula gidiyorum gerçi okulun ilk haftaları bir garip bakıyorlardı bana. Tenefüse çıkamıyordum küçük çocuklar korkup yaklaşamıyorlardı yanıma, kimileri birbirinin kulağına fısıldıyordu acizliğimi duymuyor zannediyorlardı beni ama ağızlarından çıkan her kelime, her sözcük, her harf batıyordu yüreğime... Sınıfta tek oturuyorum öğretmenim tekerlekli sandalyemin önüne sıra koymuştu sınıfa yeni geldiğim için çevrede kuramamıştım herkes tenefüste konuşuyor, bense öylece oturup onları dinliyordum. Elif diye bir kız var yazın ne yaptığını anlatıyor; patene gitmiş çok güzelmiş buzun üstünde süzülmek ayaklarını hissetmiyormuşsun o kadar güzel diyor Elif. Baba bende bacaklarımı hissetmiyorum ama bu kadar güzel değil benim için. Ali var o da anlatıyor; babasıyla maça gitmişler bağırmaktan boğazları acımış, benimde bazen boğazım acıyor baba ama kalbim içimdekileri gözyaşlarımla salınca. Sedat var o da anlatıyor; ailesiyle tatile gitmiş bir güzel eğlenmiş, lunaparka gitmişler balerine binmiş başı dönmüş, benimde başım dönüyor baba bende dünyanın eteklerinde dönüyorum gittikçe hızı artıyor üstelik durdurun inmek istiyorum diyorum, sadece diyorum. Aslı anlatıyor; yazı hep denizde geçirmiş sabah akşam yüzüyormuş en sevdiği şeymiş yüzmek. Bende kocaman bir denizin içindeyim, boğulmamak için yüzmem gerekiyor, yüzmem için ayaklarımı çırpmam ama benim ayaklarım tutmuyor... Sinan anlatıyor; mahallesinde basket takımı kurmuşlar, basket oynuyorlarmış. Sinan çok güzel oynuyormuş artık ustalaşmış topu gözü kapalı atıyormuş potaya, boyunun da uzun olması avantaj getiriyormuş ona. Bende basket oynuyorum ama ben bir adım geriden başlıyorum oturduğum için boyum kısa, elimde top yerine dünya tek atışlık hakkım var atmadan önce gözümün önünden geçiyor her şey, hayatım, umutlarım, bacaklarım. Kapatıyorum gözümü ve sallıyorum potaya nefesimi tutup bekliyorum elimde peçetelerimle yaklaşıyor pataya dönüyor, dönüyor ve içeri giriyor ama yere düşüp parçalanıyor. Hemen gidiyorum elimde peçetelerimle kırıkları topluyorum yapıştırmak için ama biliyorum ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak... Tenefüs bitti derse girdik. Öğretmen beni tanıttı arkadaşlara ve derse geçti. Yaz tatilinde neler yaptınız diye sordu. Herkes söz hakkı istiyordu, bense köşeye sığınmış dua ediyordum, lütfen beni kaldırmasın, lütfen beni kaldırmasın diye. Kalksam ne anlatacaktım ki, anlatacak hiçbir şeyim yok, eğer illa bir şeyler istiyorlarsa anlatayım, bacaklarımı nasıl kaybettiğimi, herkesin bana nasıl baktığını, herkesin beni nasıl dışladığını, her şeyin üstüme nasıl geldiğini, hayatın beni nasıl tükürdüğünü, anneme nasıl yük olduğumu, ona ne acılar çektirdiğimi, her fırtınanın umutlarımı nasıl uçurup içimde yanan alevi nasıl körüklediğini anlatayım. Ne anlatayım baba. Anneme benim yüzümden bacaksızın anası dediklerini mi? Kendimden utanıyorum bazen, sonra hemen kendimi toparlayıp düşünüyorum. Ben niye utanayım bakan körler, işiten sağırlar utansın! Benim engelim bacaklarımda ama onların engelleri kalplerinde. Onların kalpleri paslanmış vicdanları kalplerinde çarpmıyor, benimse sadece bacaklarım tutmuyor. Bundan niye utanayım.
Bir süre sonra yavaş, yavaş arkadaş edinmeye başladım, derslerime daha çok çalışmalıydım. Annemin çektiği tüm eziyetlere değsin. Benim için ağarttığı her saç telinin karşılığında bir yürek vermeliyim ona, saf temiz bir yürek. Bunun için öğretmen olmak istiyorum baba saf ve temiz yürekler yetiştirmek vücutları engelli ama kalpleri açık yürekler. Anneme söylemiyorum buna ama eğer başaramasam hayalleri kırılmasın diye, soran olduğu zaman daha karar vermedim diyorum. Ah annem her şey için sağ ol, her şey için sağ ol.
Derste dalmışım bir an dışarıya bakıyordum, beyaz güzel bir kelebek ama sanki yük varmışçasına zorla çırpıyor o güzel kanatlarını, bir o yana bir bu yana gidiyor arada cama çarpıyor tekrar deniyor, tekrar, tekrar... En sonunda pes etti ve kanatlarını çevirip geldiği yöne gitti. Aslında kendime benzetiyorum o kelebeği benimde omuzlarımda yük var taşıyamadığım bırakacak bir yer aradığım ama ben pes etmeyecektim.
Birde şimdi gör beni babam aslanın atıyor bu kez yıldızları öğrencilerinin defterlerine. Senin aslanın artık hem anasına, hem kendine, hem de sınıftaki onlarca engelli öğrencisine bakıyor. Senin aslanın artık büyüdü, büyük adam oldu.
Öğrencilerin defterlerine yıldız atarken sen geliyorsun aklıma aferin benim aslanıma bir çukalatayı daha hak etmiş dediğin zaman geliyor ve gene diyorum ki; babalar her şeyi görür, ve diyorum ki; hiçbir ENGEL hayallerin önünde ENGEL olamaz!!! (eğer beğendiyseniz yada beğenmediysenz lütfen yorum yapın)