Turkuaz Mektuplar/ Türkistan günlükleri
my dear Beni:
(yok olmadı:
könil közim jan özim
Sagındım deymin)
Alısta kustar Tanrı tavunda:
Ak bürkit aspanında sağan mengilik tileymin
Kün savlesindey süykimdi betin sağan engilik tileymin
Kudayga ötiniş sağan jaksılık tileymin
ilk şiirim Kazakça.
Ne çok gülmüştün. Bir de kedilere gülmüştük. Pisi pisi deyince kaçıp, kıs kıs deyince gelirlerdı.
Yurdun avlusu çınlamıştı:
-Kediler bile biliyor demiştin Kazakçayı. Ah, bunca neşeyi yad ediyorum çünkü , Atrav çok kasvetli. Mektubun gelmedi internetim de yok.
Yine her zamanki gibi yalnızım. Derin ve kanayan ince ince.
Derdin, saran bulunur bir gün, seni de örter bir sevda.
Yok, gökyüzüne masmavi atlas biçmiş de Tanrı, beni unutmuş gibi.
Her gece yıldız kırpıyorum kırkyama. Isıtmıyor bu yokluğu. Üstünde taze toprağı hasretin, ne alışabildim ne de bir kıyıya varabildim. Son gemi kalkmış limandan ve ben kala kalmışım. Çığlık çığlığa yaşamak suskunluğu düştü bana.
Her şeye rağmen sevgi kuşandık biz. Yaralarımız kanarken kızılcık şerbeti sunduk her seherde doğan güne...Yaşamak dürtüsü!
Ural kıyılarına gidiyorum akşamüstü. Bilmediğim yollardan caddelerden geçiyorum.Burnumu sızlatan hatıralar bir bir dumanlanırken gözlerimde yol tükeniyor. Tahta banklara oturuyorum. Yosun kokuları tandık gelse de yabancıyız hala. Parmak uçlarımda bir merak. Tanışmaya müsaitiz: bende özlem onda kırgın bir kavuşamama ömrünün yeşil denizine.