Lalelim Ya Lellim
Pahalılık ve işsizlik arttıkça, açılış törenlerine hız verildi. Üstelik seçimler birkaç gün kalmıştı. Sıkı bir çalışmayla seçimlere iyi hazırlanmak, halkın hoşuna gidecek, onların gözlerini dolduracak bir şeyler yapmak gerekiyordu. Sırtüstü uzandığı kanepeden yavaşça doğruldu, saatine baktı. Zaman çok çabuk ilerlemişti. Yarınki açılış konuşmasının menini gözden geçirdi. Yorgunluktan kımıldayacak hali kalmamıştı. Açılış törenleri sıklaştıkça iyiden iyiye halsiz duruma geliyordu. Bir yandan da pahalılık ve işsizlik artarak halkın belini büküyordu. Ne pahasına olursa olsun, seçimlerde önemli bir başarı elde etmeliydi. Lale desenli pijamalarını üzerinden çıkarıp yatağının üstüne fırlattı. O, daha çocukken laleyle tanışmıştı. Öğrencilik yıllarında Tarih öğretmeni sınıflarında Lale Devrini ballandıra ballandıra anlatmıştı. O günden sonra kendisi lale tutkunuydu. Herkesin bir sevdalı yanı vardı, onunki lale sevdasıydı. Rüyasında hep lale bahçelerini gezerdi. Ders kitaplarını üzerine yaydığı rahlenin üstüne de güzel bir lale motifi işletmişti. Arkadaşları evlerinden aldıkları okul harçlıklarıyla filtresiz sigara alırken, o, trenlerde su satarak biriktirdiği parayla rahlesinin üzerine lale motifini çizdirtmişti. Kafasında Lale dönemini yeniden diriltmek yatıyordu. Lale Devriyle özdeşleşen Damat İbrahim Paşa'ya hayrandı. Damat İbrahim gibi tarihe geçmek istiyordu. İçindeki bu arzu bitmek tükenmek bilmiyordu. İlk işi lale ekimine ağırlık vermek oldu. Enver Sedat öldükten sonra Mübarekle tanışmıştı. Mübarekle tanışması Kaddafi'nin çöl çadırında gerçekleşmişti. Mısır'la ilişkileri sıklaştırdı. Mısır'la ilişkiler iyi gidiyorken o ülkeden bol miktarda lale soğanı ithal etmeyi kafasına koymuştu. Başka birkaç ülkede lale soğanı getirtmek vardı ama Mısır'ı tercih etti. Ne de olsa Mısır Müslüman bir ülkeydi. Para yabancıya gitmemeliydi. Gençlik yıllarında, ders ve top koşturmaktan arta kalan zamanlarını Laleli' de geçirirdi. İleriki yaşlarda bu alışkanlığı devam etti. Bu semt için çok anlamlıydı. Çünkü semt, adını çok sevdiği laleden alıyordu. Romen ve Rus hayat kadınlarının bir dönem üs olarak seçtiği bu bölgeden bir türlü uzaklaşamıyordu. Ayak alışkanlığı O'nu her gün bu semte çekmekteydi. İlk çocuğu kız olarak dünyaya geldiğinde adını Lale koydu. Aynanın karşısına geçti. Parmaklarıyla önce kaşlarını, sonra dudaklarının üstünde deve dikeni gibi duran bıyıklarını düzeltti. Çenesine sonradan monte edilmiş gibi duran kalın dudaklarının arasında bir şarkı mırıldanmaya başladı. -Laleler, güzel laleler, güzel laleleher... Alnına yumuşak bir şaplak vurdu. Boy-pos yerindeydi. İki kolunu yukarı doğru kaldırırken, göğsünü ileri doğru çıkardı ve uzun uzun gerindi. Geriye doğru bir iki adım çıkıp boy aynasına baktı. Saçlarına yavaş yavaş kırlar düşmekteydi. Yeniden aynaya yaklaştı. Gözlerinin altında kesecikler, alnında kırışıklıklar oluşmuştu. Yavaş yavaş yaşlandığını görmekteydi. Sırlarını ortaya döken aynayı sevmedi. Birkaç adım geriye çekildi. Aynadan uzak durunca, gözlerinin altındaki keseler, alnındaki kırışıklıklar ve saçlarına düşen aklar pek belli olmuyordu. Bundan sonra aynaya pek yakın durmamayı kararlaştırdı. Derin bir 'ah!' çekti: -Vay be! Yaşlılık ve ihtiyarlık varmış. Gençliğimde top koştururdum. Çok hızlıydım. Öyle ki toptan bile hızlıydım. Arkadaşlarım bana, 'hoş başkan, top başkan' diyorlardı. Hey gidi günler, ne hale geldik. Diye söylendi