Martılar da Ağlar mı?
Martılar da Ağlar mı?
"Bazı insanların kanatları görünmez; ama en derin kırıklar da en çok onlarda saklıdır."
Martılar da ağlar mı?
Bu soruyu yıllardır kendime sorarım.
Denizin üzerinde özgürce süzülen martılara her baktığımda aynı düşünce gelip yüreğime konar. İnsanlar yalnızca çığlıklarını duyar. Oysa o seslerin bir özlem mi, bir sevinç mi, yoksa bir hüzün mü taşıdığını kimse bilemez.
Sonra düşünürüm…
Asıl ağlayan martılar değildir. Kanatları görünmediği hâlde kırılan insanlardır.
Korkuların ardına hapsedilenler, susturulsnlar, hor görülenler, sevgiyi hak ettiği hâlde şiddet görenler… Onların gözyaşları yanaklarından değil, yüreklerinden akar.
İşte bu, Bahar'ın yeniden ayağa kalkma hikâyesidir.
Bahar, adliye koridorunda dimdik ayakta duruyordu.
Gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu. Birkaç damla yaş yanaklarında donup kalmıştı. Yutkundu; ama konuşamadı.
İçinde kopan fırtınalar bir ömrü yerle bir edecek kadar büyüktü. Kirlenmiş düzene, vicdanını kaybetmiş insanlara ve kötülüğün pişkinlikle ödüllendirildiği hayata haykırmak istiyordu.
Ama sustu.
Sanki bileklerinde görünmeyen kelepçeler, dudaklarında paslı prangalar vardı.
Hâkim başını kaldırdı.
— Son sözünüz nedir?
Bahar, gözlerini kaçırmadan cevap verdi:
— Hiçbir şey talep etmiyorum... Ben de boşanmak istiyorum.
Bu cümle yalnızca bir evliliğin sonu değildi. Aynı zamanda yıllardır içinde yaşadığı görünmez zindanın kapısını aralayan ilk adımdı.
Tek celsede boşandılar.
Adliye kapısından çıktığında geride bıraktığı yalnızca bir evlilik değildi; yıllardır omuzlarında taşıdığı görünmez bir yüktü.
İnsanlar bunun bir son olduğunu düşündü. Oysa bazı bitişler, yeni başlangıçların ilk adımıdır.
Dört yıl süren evliliğinden geriye sevgiden çok kırgınlık kalmıştı. Çocukları olmamıştı. Eksik olan çocuk değil, huzurdu.
Otuz beş yaşındaki Bahar, artık hayata yeniden başlayacaktı.
Belki de hayat, acıları yalnızca can yakmak için değil, insanı yeniden ayağa kaldırmayı öğretmek için yaşatıyordu.
İlk işi tayin istemek oldu.
Kimsenin onu tanımadığı, geçmişini bilmediği Ege kıyısındaki küçük bir kasabayı tercih etti.
Başvurusu kabul edildi.
Yeni bir şehir…
Yeni bir ev…
Yeni bir hayat…
Bu kez geçmişini değil, geleceğini taşıyordu.
Kiraladığı evin kapısını ilk kez açtığında uzun süre eşikte durdu.
Ev sessizdi.
Ama bu sessizlik korkunun değil, huzurun sessizliğiydi.
İlk kez eve girerken yüreği sıkışmıyordu. Anahtarın sesi artık ona korkuyu değil, umudu hatırlatıyordu.
Kimse onu aşağılamayacak, sorgulamayacak, korkutmayacaktı.
İlk kez yalnızdı.
Ama ilk kez yalnızlıktan korkmuyordu.
Çünkü insan bazen kalabalıkların içinde tutsak olur, bazen de tek başınayken özgürlüğüne kavuşur.
Günler geçtikçe deniz en yakın dostu oldu.
Mesai çıkışlarında doğruca sahile gidiyor, dalgaların sesini dinliyor, ufka bakıyordu. Her gün biraz daha iyileşiyor, her gün biraz daha kendisi oluyordu.
Bir akşam güneş denizin üzerine kızıl bir örtü sererken ayakkabılarını çıkarıp kıyıda yürümeye başladı.
Dalgalar ayaklarına dokunuyor, rüzgâr saçlarını okşuyordu.
Derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan yalnızca denizin tuzu değildi; yıllardır hasret kaldığı özgüven, cesaret ve huzurdu.
Başını kaldırdı.
Gökyüzünde süzülen martılara baktı.
Hiçbiri uçmak için kimseden izin istemiyordu.
O an, yıllardır içinde kilitli duran son kapının da açıldığını hissetti.
Kendine kavuşmuştu.
İnsanın kendine kavuşması, bütün acıları silmez; ama yeniden yaşamayı öğretir.
Avuçlarını gökyüzüne doğru açtı.
Bu kez sesi yalnızca kendisi için değildi. Yıllarca susmak zorunda bırakılan bütün kadınlar içindi.
"Hiçbir kadın korkuyla yaşamaya mahkûm edilmesin.
Hiçbir kadın kendi evinde tutsak olmasın.
Hiçbir kadın, yalnızca kadın olduğu için hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmasın.
Bütün kadınlar, kendi hayatlarının sahibi olabilsin."
Sözleri rüzgâra karıştı.
Deniz sessizdi.
Rüzgâr yumuşaktı.
Ufuk, umut kadar sonsuzdu.
Ve Bahar…
İlk kez gerçekten özgürdü.
Uzun süre denizi seyrederken yine aynı soru geçti içinden:
"Martılar da ağlar mı?"
Belki…
Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
Ama şunu öğrendim:
İnsan, korkularını geride bırakabildiği gün yeniden doğar.
Özgürlük yalnızca zincirlerinden kurtulmak değildir.
Özgürlük; insanın kendi sesini yeniden bulabilmesi, kendine yeniden inanabilmesi ve geleceğe umutla bakabilmesidir.
Deniz hep oradaydı.
Martılar yine gökyüzünde süzülüyordu.
Hayat ise, bütün acılarına rağmen yeniden başlamayı bekliyordu.
Martılar belki ağlar...
Ama en çok, kanatları kırılan insanlar ağlar.
Ve bir gün yeniden uçmayı öğrenirler.