Mavi Hüzün
BA
Bazen sevinçlerimiz aslında hüzünlerimizin ta kendisidir; ne kadar bilmesek de anlamak istemesek de...
Hayatta her şey her insanın istediği gibi olmaz! Bazen kendimizi öyle boşlukta, öyle yalnız hissederiz ki çevremizde bir sürü insan varken yalnızlık duyarız, çaresizlik hissederiz... Hayat, işte bu... Bazen dudağımızda garip bir tebessüm, bazen gözümüzden süzülen bir damla ve o tek damlaya sığmış binlerce çığlık... Eğer hayat buysa... Eğer hayat buysa ne anlamı var yaşamanın; zaten karanlığa sürüklenmiş bir geleceği kurtarmaya çalışmanın?...
Bunu, babamı kaybettiğimde anlamıştım. Cuma günü namaza gitmişti. İsrail'in camiye bomba atma olasılığına karşı elli yaşın altındakileri camiye almıyorlardı artık. Hayat o kadar acımasız ki her şeyimi elimden tek tek almaya başlamıştı. Önce özgürlüğümü, sonra her zaman arkadaşlarımla sokakta oyun oynadığım mavi, plastik topumu... Şimdi de babamı...
Çok severdim topumu. Sabah akşam onunla oynar, gece onunla yatardım. Ama on tane, yirmi tane mavi topum olsa hepsini hiç düşünmeden verirdim babamı geri almak için. Acımasız olan kimdi? Hayat mı yoksa başkaları mı? Topumu kime vermem gerekiyordu, ki hiç düşünmeden vereyim?.. Ah babam... Keşke gitmeseydin beni böyle bırakıp erken, keşke her zamanki gibi yanımda olsan, senin cesaretinle ısınsam, yorgun gözlerine bakıyor olsam, yine her zamanki gibi kapıdan ?Hanimiş benim kara kızım!? diyerek içeri girsen...
Babamın ölüm haberini alınca mavi topumun patladığı gün geldi aklıma. Ama o zaman böyle olmamıştı içim, sessizliğin keskin bakışları delmemişti yüreğimi. Çünkü babam vardı; bana bir mavi top daha alırdı. Ama şimdi babam yok. Bombalar alıp götürdü. Peki kim geri getirecek benim yorgun gözlü kahramanımı?.. Kim verecek bunun hesabını?.. Sorular çalışmadığım yerden çıkmıştı bu kez; çalışmayı hiç düşünmediğim yerden...
Çığlıklarımı çok sessiz atmalıydım; kimse beni duymamalıydı. Zaten avazım çıktığı kadar bağırsam da kimse beni duymazdı, bu çığlıkların içinde. Herkesin acısı vardı, herkes avazı çıktığı kadar bağırıyordu zaten. Ama annem duymamalıydı çığlıklarımı. O güçle kadın, bombalar yağmur gibi yağarken üzerime kapaklanan, her acıya rağmen göz yaşlarını göstermeyen annem şimdi feryat ediyordu. O feryatları duyunca hayat tüm anlamlarından sıyrılmıştı. Artık annem de ben de yalnızca soluk alıp veriyor, yaşamak için yaşıyorduk ki buna yaşamak denirse. Haberimiz olmadan kısa çöpü çeken bizmişiz demek ki...
Zaten bir süre sonra annemi de kaybettim. Babamın ölümünden sonra iyice içime kapanmıştım. Bomba seslerini, çığlıkları yüreğime yüklemiştim; ama taşıyamıyordum, bırakacak, paylaşacak bir yer, bir kimse arıyordum adeta. Annem, annesinden kalma bir yaşmağı verip onun yerine bir mavi top almıştı ama onu eskisi gibi sevememiştim. Yırtık pantolonu yamamak gibiydi bu. Daha ilk günden dışarıda unutmuştum topumu. Annem de akşamleyin almaya gitmişti. Aslında, ?Alma anne, istemiyorum!? diyecektim ama o kadar emek verip almıştı o topu; diyemedim. Sonra korkunç bir ses geldi; ardından da annemin çığlığı... Kapıya koştum. Annem öylece yatıyordu yerde. Mavi topumsa artık kırmızıydı. Birkaç dakika önce söyleyemediğim şeyi şimdi söylüyordum: ?Gitme annem gitme! Yalvarırım anneciğim gitme!?
Artık ağlamak benim için ölmek kadar doğaldı. Oyun oynamak, diyemiyorum. Çünkü artık mavi topum kırmızı. Bu koşullar altında ölmek, oynamaktan daha doğal.
Dediğim gibi, bazen sevinçlerimiz aslında hüzünlerimizin ta kendisidir.
BA
Profil ansehenBetül Aslan@phen