Milletvekili Cüzdanı
Dieser Beitrag wurde am 03.08.2014 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
Bir vermiş on almış, fakir gariban donakalmış. Zengin ayan hep çalmış, millet eşeğini çayıra salmış. İnsanoğlunun en değerliği varlığı malmış. Kötü sözler ağızda bal, iyilikler kuru ağaçta dalmış. Mikro çipler bir sağa bakmış bir sola bakmış. Beleş yaşamanın formülünü insanların alnına çakmış. Gelen satmış giden satmış, bütün bakkallar batmış. İnsanların ciğerlerinin ederi kaçmış? Biri çıkmış her şeyi her yere saçmış. Bakalım masalımızdaki saf sayısı kaçmış?
Bir zamanlar koca göbekli, cüce yürekli insanların bir araya gelerek toplandıkları bir yer varmış. Buraya girerken kara kürklerini ve deri cüzdanlarını vestiyere bırakmak zorundalarmış. Bu koca göbekli, cüce yürekli insanlar içeri girip de dış dünyayla ilişkilerini kesince sadece rulette cirit atan minik top ve poker kartlarındaki bay ve bayanlar dikkatlerini çekermiş. Onlar öyle yapadursun cüzdanlar da sohbete başlarmış. Birbirlerine bakarlar kendilerince yorumlar yapıp aşağılayacak bir neden ararlarmış.
Yine böyle bir gün de koca göbekli cüce yürekli insanlarla birlikte yok mideli, sahra saçlı, baygın bakışlı, açlık kokuşlu, eksik göbekli, derya yürekli bir kişi gelmiş. Âdet olduğu için o da kalın deri cüzdanını, ince sırt şiltesini vestiyere bırakıp içeri girmiş. İçeridekiler kendini topa kaptırdıkları sırada cüzdanlar da hareketlenmeye başlamış. En yakındaki cüzdanla konuşmaya başlayıp herkesi inceler olmuşlar. En koca göbeklinin cüzdanı söze başlamış. 'Beni bilirsiniz en şişkin, en kıymetli her zaman benim, bu gün de öyle tabiî ki!' demiş. Tam bu anda bir uğultu oluşmuş kasanın içinde. Tüm cüzdanlar bir köşede sessiz sedasız bekleyen koca cüzdanı izliyorlarmış. Birkaç zengin, gösterişli cüzdan konuşsa da kimse onlara aldırış etmemiş.
Koca cüzdan, kasadaki bütün gözlerin üzerinde olduğunu ilk önce fark edemese de bir zaman sonra farkına varmış. O an ne yapacağını ne söyleyeceğini şaşırmış. Daha o söze başlamadan dedikodusu hızla yayılmış. Onun bir milletvekili cüzdanı olduğundan dolayı içinin maaştan çok bağış çekleriyle dolu olduğu söylentisi almış başını gitmiş. Duyduklarının büyük kapının sesi olduğunu anlayınca herkes sus pus olmuş ve sahipleriyle evlerine dönmüşler.
Günler günleri kovalamış. Pazartesi yakaladığı Salı'yı salmış, Salı Çarşamba'yı muşambaya sarmış, muşambadan çıkan Çarşamba perişan etmiş Perşembe'yi, Perişan Perşembe huzur bulmuş Cuma'da, çabuk gelmiş Cumartesi, olmuş günlerden Pazar kasada buluşmuş yine bizim haylazlar. Bu defa kimse konuşma yapmamış kasada. Herkes milletvekili cüzdanının konuşmasını bekliyormuş. O müthiş bir büyüklüğe ve hacme sahipmiş. Derisinin saf olduğunu yüzeyindeki dalgalı ama zarif çıkıntılı kabarcıklardan anlamışlar. İçerisindeki çek sayfalarının dışına taşmış uçları, bolluğunun sorulmadığı bir geliri temsil edermiş. O esnada kasayı yeni bir köşeye taşıyan kişinin elinden kayan kasa büyük bir sarsıntıyla sallanmış. Bu sarsıntıyla birlikte cüzdanlar açılmış saçılmışlar.
Kendilerine geldiklerinde bir de ne görsünler! Meğer o milletvekili cüzdanı zannettikleri cüzdan gariban bir memurun cüzdanıymış. Çeklerin borç senetleri olduğunu, o şişkinliğin paradan değil üzerine bir sürü gider kaydedilmiş, ay sonu hesapları yapılmış kâğıt parçalarından kaynaklandığını, derisinin de aşırı doluluk ve kullanımdan doğan yıpranmalardan çıkıntılı kırıklar oluşturduğunu anlamışlar. Ne olursa olsun memur cüzdanı halinden memnunmuş. Çünkü içine giren para da hiç leke yokmuş. Onların aşağılayıcı sözlerine karnı tokmuş. Alın terinin sıcaklığı hoşmuş, zenginin tatsız varlığı boşmuş. Bu hep iyilik peşinde koşmuş. Bu memur gönülden coşmuş. Almış memur cüzdanını doğru evine varmış. Her biten günün ardından güneş umutla doğarmış.
Saf sayımız birimiş, insanın özü çürümüş. Mal mülk hırsı bürümüş, insanoğlu körümüş. Uzun yollar yürümüş, vicdanını sürümüş, duyguları sömürmüş. Tek başına örs imiş, yolda yalnız pörsümüş. Olmasın böyle dostumuz, yok serecek postumuz. Bizim biricik derdimiz, ziyan olmasın hiçbir ferdimiz.
Bozbey