Şiirlerle İç İçe Geçen Yıllar
Dieser Beitrag wurde am 08.03.2017 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
Her faninin yaşamında sanatın yadsınamaz bir yeri vardır. Ama az ama çok. Tüm âlemlerin yaratılışı da başlı başına bir sanat. Mehtaplı gecelerde gökyüzünde yıldızların akla zarar gizemli hallerinde ne büyük anlamlar ve güzellikler saklı. Yüce dağlar, dağlarda esen rüzgârlar, akarsuların, deniz ve göllerin, ormanların sessiz müziği, daha nice doğa olayları başlı başına bir sanat. Yemyeşil çimenler, çimenlerin arasına boy atan çiçeklerin tanımsız güzelliği birer sanat harikaları. Gücenmesin bana denizleri süsleyen adalar, kıyılardaki koylar, çöllerdeki yemyeşil vahalar... Evet, bunlar yüce yaratıcının bizlerin hizmetine sunduğu gerçek sanat örnekleri.
Biz insanların da tensel ve tinsel özelliklerimizle bir sanat şaheseriyiz. Ya insanların ürettiği sanat eserleri ve sanat türleri. Ki, ben o sanat türlerinden en çok yazın türlerine aşığım. Öncelikle şiire elbet. Şiire ilgim ne zaman ve nasıl başladığımı anımsıyorum diyemem. Güzel yurdumun doğayla, doğanın müziğiyle doyasıya yaşandığı yeşilin bol olduğu uzak bir köyünde doğdum. Babamın kavalının yanık melodilerinin övgüsünü çok duydum. Bunun yanında evimizde uzun kış gecelerinde okunan âşık kitapları vardı. Destansı Kerem Aslı hikâyeleri ve Kerem'in şiirleri okunur, bazen de babam bu şiirleri türkü tarzında seslendirirdi. Müziğe ve şiire tutkunluğumun çocukluk yaşanmışlıklarımın etkisi olmuş yargısına kolaylıkla varıyorum.
Şiirin binlerce tanımı vardır elbette. Bir tanım da benden gelsin bu yüce sanat dalına. Öğretmenlik günlerimde coşkulu duyguların en etkili, tanrısal bir yücelikle, tanımsız bir güzellikle anlatma sanatıdır diye tanımlardım edebi sanatların bu harika türünü.
İlkokul öğretmenliği çocuklara ailede verilen kişilik gelişmesi ve eğitimi ile ilgili davranışların okulda devam ettirildiği bir yüce meslektir. Sağlıklı, özgüvenli kuşakların yetişmesinde okullarımızda kazandığımız ve öğretmenlerimizce kazandırılan davranışlar bizim hayata tutunmamızı sağlar. Hayatı kazanmak, mutlu yaşamak sadece maddi olanakların sağlanması ile olanaklı olmuyor. Beden sağlığımız için beslenme, temizlik ne kadar gerekli ve önemliyse ruh sağlığımız için de güzel sanatların gereği de o kadar önemli.
Öğretmenlik mesleğini icra ederken şiirden çok yararlandım. Gerek kendim, gerek başarılı şiir okuyan öğrencilerime şiirler okuttum. Sınıfı kümelere ayırdım. Kümelerle şiirler okuduk. Şiir yazma denemelerimiz oldu. Öğrencilerime okumayı sevdirme bağlamında şiirin bana sağladığı katkı ve güzellikleri hiç ama hiç unutamam. Okuldaki etkinliklerde ve özel hayatımda şiirsiz günüm geçmedi desem yeridir. Hafızamın derinliklerine nakşedilmiş şiirlerle süslü şiirsel anılarla devam edeyim yazıma.
Güneşli bir mayıs sabahı. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutlamak için öğrenci ve öğretmen kadrosu ve de velilerimiz, davetliler okulun bahçesinde toplandık. Törende günün anlam ve önemi konuşması bana verildi. Konuşmaya son yıllarda moda olan, 'sayın ...., sayın....., sayın...' sayınlı tümce ile başlanır. Tam şark işi! Mikrofonu elime aldım, söze direkt, F. H. Dağlarca şiiri ile başladım:
Mustafa Kemal Mustafa Kemal'i gördüm düşümde, Daha, diyordu. Uğruna şehit olasım geldi hemen Sabaha, diyordu. Al bir kalpak giymişti al, Al bir ata binmişti, al, Zafer ırak mı ? dedim, Aha, diyordu.
Ses düzeni de eksiksizdi. Şiir hala ezberimde. Abartısız söylüyorum: Ana sınıfı çocuklarımızdan konuklara kadar tüm dinleyenler şiir bitinceye kadar nefes almadılar dersem yeridir. Konuşma metnim de güzeldi. Sunumum çok beğenildi. Şiir...şiir... şiir...
Otuzun üzerinde öğretmen kadrosu olan başka bir okulda çalışıyorum. Çalışma disiplinine, genel kültürüne büyük saygı duyduğum müdürümüz, organize ettiği etkinliklerle okulumuzun kapılarını çevreye sonuna kadar açardı. Okulda drama, müzik, folklor, şiir okuma benzeri etkinlikler yapılırdı. Yine böyle bir etkinlikteyiz. Salon velilerimiz, davetliler ve aile bireyleriyle meslektaşlarımızla dolu. Benim görevim belli. Şiir okuyacağım. İzleyenleri Azeri şair Resul Rızanın Ataol Behramoğlu çevirisi şu şiirle selamladım.
BEN İSTERİM Ben isterim ki Bulutlar ağlasın Çocuklar ağlamasın. Hiçbiri öksüzlük Yetimlik duymasın. Ben isterim ki Konuşsun her çiçek kendi dilince Silahların kesilsin sesi. Ben isterim ki soğuğa, karanlığa kapansın kapılar, Gözler kapanmasın, Sözler kapanmasın. Ben isterim ki, Yangınlar sönsün, Umutlar sönmesin. Erişsin her meyve kendi çağında. Yüreklere acı söz değmesin. Ben isterim ki, eğilsin dallar bereketten. İnsanoğlu başını eğmesin utançtan ya da güçsüzlükten. Ben isterim ki gözyaşı gibi aksın pınarlar berrak, duru toprağın üzerinde. Pınar gibi akmasın gözyaşı yeryüzünün hiçbir yerinde. Ben isterim ki Her şey eğilsin insanın önünde insan insana tutsak olmasın. Ben isterim ki sevinç, mutluluk bol olsun. Yürekten yüreğe, ülkeden ülkeye açık yol olsun...
Şiir çok beğenildi. Davetliler arasında bulunan İl Milli Eğitim Müdürü'müz sahneye kadar gelerek beni tebrik etti. Daha sonraki yıllarda barış, dostluk manifestosu olan bu şiiri farklı okullarda öğrencilerimle ne çok paylaştım...
Sıradaki şiirle ilgili bende ne çok anılar saklı. Altı uzun yıl Yurtdışı öğretmenlik çalışmam oldu. O yıllarda biricik kızım, Almanya'ya benim için aşağıdaki şiiri göndermişti. Asıl gurbet ay yıldızlı bayrağımızın göklerde dalgalanmadığı, ezan seslerinin şehirlerde yankılanmadığı diyarlardır. Yaşayan bilir böylesi gurbetin ne acı olduğunu. Mektuplaşmanın güzelliklerinin yaşandığı yıllardı o yıllar. Şiiri okuyunca memleketimin muhteşem havasını, yemyeşil ovalarını, masmavi denizlerini ve sıladaki yakınlarımı bir kez daha anımsayıp ne çok efkârlandım betimleyemem. Bu şiir de hala ezberimde.
Gurbet bitti. Anavatanda güzel bir okulda çalışıyorum. Pırıl pırıl öğrencilerim, çok saygıdeğer genç velilerimle Öğretmenler Günü kutlaması yapıyoruz sınıfımda. Öğrencilerim güzel bir program hazırlamış. İzliyoruz. Öğretmenler Günlerinde uçsuz güzellikler ve tanımsız hüzünler yaşarım. Mezun ettiğim öğrencilerimi, onlarla yaşadığım güzel günleri anımsar Orhan Veli örneği kederlenirim. Velilerim ısrar ettiler 'öğretmenim sizden de bir şiir istiyoruz.'
Sevdiğim insanları kıramazdım. Dokunsalar ağlayacak bir ruh yapısıyla şiire başladım. 'Yağmurun yağdığı saatlerde: / Uzun yollara bakıyorsun, uzun...' Şiirin arkasını getiremedim. Bedri Rahmi'nin arkadaşlarının ısrarı üzerine kendi eseri 'kara dutum çatal karam, çingenem...' şiirini okurken ağladığı gibi ben de ağladım. Gurbet günlerimi, evlenip aramızdan ayrılan kızımı anımsadım bir an...
Yağmurun yağdığı saatler
Yağmur yağdığı saatlerde: Uzun yollara bakıyorsun, uzun. Gözlerinde aynı hasret aynı iç çekişinle Susmuşsun... Yine bahar, yine kar çiçekleri, Yine bir şarkı söylenmede mahzun... Öyle unutmuşsun ki kendini, Bırakma ellerimi bırakma, ne olursun!. Muzaffer İlhan Erdost
Bu şiir ve şiirlerle bezeli yazılarım sürecek.