Son 'Erken'
Müzik çalarının kulaklıklarını hızla geçirdi kulağına...Otobüsün içindeki bebek ağlamalarını, yüksek sesle amirlerini çekiştiren memurları, tesadüfen yan yana oturmuş ama sanki kırk yıldır birbirlerini tanıyormuşçasına koyu bir sohbete dalan,ağır işiten kulakları nedeniyle tüm otobüsün dinleyebileceği sesle konuşan iki yaşlıyı duymak istemiyordu...Hatta mümkünse hayata dair ne kadar gürültü varsa dinmeliydi şimdi...
?Susma bir şey söyle,biraz olsun yardım et...Gelemiyorum üstesinden ben bu aşkın tek başıma...? diye başlayan şarkı gittikçe yükseliyordu...Şarkıyla birlikte yüreği yükseliyor,hapsolduğu bedeninden ayrılıp otobüsün küçük ve kirli üst camından dışarıya çıkıyor, çok uzun sürecek bir yolculuğa başlıyordu...Çok, çok yorulacaktı bu yolculukta biliyordu...Kalabalık arkadaş grubuyla gittiği sinema filmlerinden çıktıktan sonra yazılan o komik senaryolara saatlerce gülmesine rağmen, şimdi o senaryoların bir bir yaşamında canlanmaya başladığını görmek garip bir şekilde tedirgin ediyordu O'nu...Filmde esas oğlan kıza deliler gibi aşık olur, günlerce gecelerce etrafından ayrılmaz, sürekli konuşmak, bir arada olmak için can atar, esas kız ise uzunca bir süre duruşunu bozmaz en sonunda teslim olurdu...Bir müddet toz pembe yaşanan bu ilişki, günler geçtikçe değişmeye başlardı...Lanet olsun ki filmin sonu hep aynıydı...Zaman esas oğlanı aşka alıştırıyor ve bir zamanlar gözüne peri kızı gibi görünen sevgiliyi alelade bir kız haline getiriyordu. Film; o meşhur hazin sonla bitiyordu... İşte hayatı da tam bu hazin sonun başlangıcındaydı şimdi...
Hiç sırası olmamasına rağmen doğum günleri canlanıyordu bir bir gözünde. Nasıl da böbürleniyordu '15 olacağım' diye. Zaman çok çabuk geçmişti...15,16,17,18...Lisenin sona erişi, üzerinde iğreti durduğunu düşündüğü o komik formadan kurtuluşu...Üniversite sınavının sonuçlarını öğrendiği öğleden sonra ve üniversite yılları...Gözünü kapattığında tüm bunların gerçekleştiğine inanamıyor değişen yüzünün ve vücudunun kendine ait olduğundan bir an şüphe ediyordu...Yılların geçmesine rağmen yüreği hala okul çantasını tek omzuna atıp caddede yürüyen, tek omuzda taşınan okul çantasının kendisine ayrı bir hava kattığını düşünen o minik kız gibi çarpıyordu. Halbuki neler neler geçti o minik kızın üzerinden...Hayatının en mutlu anlarıyla, sonraları hatırladıkça canını yakacak olan anlarının aynı saniyelere denk gelmesini şaşkınlıkla fark ediyor, ağırlaşan başını otobüsün buğulu camına yaslıyordu...Buğulanan camdan süzülen damlalar saçlarına düşüyor, narin boynuna ulaşamadan yitiyordu...
Karmakarışıktı her şey. Başını ne yöne çevirse soru işaretleriyle savaşıyor, işin içinden çıkamayınca gardını bırakıp savaş alanından çekiliyordu...Hayat gerçekten bu kadar insafsızca açabilir miydi kartlarını? Çaresizliğin içerisinden çareleri çekerek alıp, olumsuzluklar kapı dışarı edilebilir miydi? Doğru ya, bunun için karşılıklı savaşılmalıydı...Tek başına mücadele sadece kılıcı köreltirdi...Nitekim köreltmişti...Birlikte çıkılan yolda yalnız kalmak daha bir ağır geliyordu yüreğine... Vazgeçmek? Bu kadar kolay tercih edilmemeliydi...
Düşüncelerinin ağırlığı altında ezilen başı dönüyordu şimdi...Buğulanmış cama da yaslanmasa oturduğu yerde yığılıp kalır, son durağa kadar giderdi...'Son durak'? Sahi...Neresiydi orası?Bilmiyordu...Hiç gitmemişti...
Kulaklarına ulaşan ses ?Ama yine de soruyor insan kendine...Bu yazık hikayenin neresindeyim??diyordu...Sanki çok önemi vardı nerede olduğunun...Esas olan hak ettiği yerde olup olmadığıydı...Ya da 'var'olup olmadığı...
Camın verdiği soğukluğu birden yüzünde hissetti ve titredi...Etrafına bakındı...Bağıra bağıra konuşan iki yaşlı otobüsten ineli çok olmalıydı, otobüsün homurtusu ile arka tarafta hala ısrarla mızırdanan bebeğin sesi işitiliyordu şimdi...Nerede olduklarını merak etti ve buğulu camı elinin tersiyle sildi. İnmesi gereken durağı geçeli çok olmuş olmalıydı... Geç kalmıştı... Hayatında onca 'erken' varken... Hızlı hareketlerle çantasını koluna taktı ve butona bastı... Kapının üstüne monte edilmiş levhada kırmızı harflerle 'Duracak' yazıyordu... İçinde kopan kasırga ne zaman dururdu kim bilir...Belli belirsiz gülümsedi sonra...Levhadaki sözcükle duygu dünyasını birbirine benzetme fikri sadece onun aklına gelebilirdi...Kapının açılmasıyla sokaktaki olanca soğuk, kıyafetlerini hiçe sayarak vücuduna işledi. Evine çıkan o dar sokağa ulaşmak için bir hayli yürümeliydi... Dalgındı, uzaklaşan otobüsün arkasından hızla gelen gri otomobili fark edemeyecek kadar dalgın...Tüm caddeyi inleten bir fren sesi duyuldu önce...Sonra da kanlara karışan dudaklarından dökülen iniltiler... Yaşadığı esas acıların yanında şu an hissettiği koca bir hiçti...Tek bir sözcük dönüp duruyordu zihninde... ?Keşke...?
Çarpmanın şiddetiyle elinden fırlayan müzik çalarının kulaklığında aynı ses yükseliyordu... ?Susma, sen sustun ya...Yalnızlık çöktü üstüme...Anladım, bu bir rüya...Anladım, bu son veda...? Çevresinde bir yığın insan koşuşturup duruyordu, büyük bir kargaşa vardı... Hapsolduğu yerden kurtularak otobüsün küçük ve kirli üst camından çıkıp giden yüreği, yolculuğunu tamamlamıştı...Göz kapaklarını kimselere fark ettirmeden usulca yumdu ve belli belirsiz bir gülümsemeyle hayatının son 'erken'ine teslim oldu...
ZBŞ