Adı Konmamış Aralık
***
Dilimden uzak bir yerde izinsiz yağan bir yağmur var, hiç yürümediğim sokakları anımsatıyor bana.
Hiç görmediğim bir evin eşiğinde
ıslanıyor ruhum.
Başka bir hayatta yarım açık bir pencere duruyor, içinde biri bekliyor beni.
Henüz alfabeme düşmemiş bir kelimeyi bir cam kristali gibi ağzında taşıyor.
Zaman, her dolaşan kalpte farklı alfabelerle kendini yazıyor.
İçimde yabancı şehirler taşıyorum,
göğsümde eski haritalar gibi katlanmış,
her yol beni telaffuz edemediğim bir soruya çıkarıyor.
Ve yine de tam anlamasam da insan olma hissinin her dilde aynı olduğunu biliyorum sanki.
Ve bazen gece bütün şehirlerin ışığını söndürüyor içimde.
Geride yalnızca adı konmamış bir yalnızlık kalıyor.
Bir kuş geçiyor içimden, kanat sesiyle değil, hatırlayamadığım bir çocukluk.
Sorular büyüyor sessizce cevapların duvarlarında.
Ben ise her defasında aynı kapıyı farklı bir umutla çalıyorum.
Belki de hayat dediğimiz yanlış anlaşılmış bir şiirdir.
Herkesin kendi diline çevirmeye çalıştığı.
Görülmeyi isteyen sessiz bir sızı.
Ve biz en çok da burada yoruluyoruz
aynı cümleyi farklı acılarla tekrar etmekten.
Bir kelime bazen bir ömrü taşıyor, bazen de bir ömrü yarıda bırakıyor.
Anlam dediğimiz şey hep biraz gecikiyor bizden, tam yetiştiğimiz yerde değiştiriyor yönünü.
O yüzden insan kendi içinde sürekli eksiliyor.
Bir ses duyuluyor içten içe, ne tamamen umut ne tamamen sitem.
Ìkisi arasında ince bir çizgi.
Belki de en çok o çizgide yaşıyoruz, ne gidebiliyoruz tam, ne kalabiliyoruz bütünüyle.
Belki de hayat bu. Ìki uç arasında sallanan bir köprü.
Altında yalnızlık akıyor, üstünde biz,
içimizde kalan yarım bir yankı.
Daralan vaktimizin içinde büyüyen bir telaş var.
Sanki her saniye biraz daha bizden eksilerek geçiyor.
Zaman avuçlarımızdan akan su gibi
tutmak istedikçe hızlanıyor ve biz en çok kaçırdıklarımızda fark ediyoruz kendimizi.
O yer ne tamamen geçmiş ne de tamamen biz.
Ve o yer adı konmamış bir aralık gibi, ne dünde soluyor ne bugünde yeşeriyor.
Ama en çok orada hissediyoruz kendimizi, eksik, kırık ve bir o kadar da gerçek.
Bitti dediğimiz anlar vardır fakat zaman bilir bazı şeyler bitmez.
Sadece içimize çekilir adını koyamadığımız bir sızı gibi.
Bir vuruşla bitiyor sanıyoruz oysa en derin şeyler sessizce sürüyor içimizde.
Bir çizgi çekiliyor aramıza,
ne geçebiliyoruz öteye ne silebiliyoruz izini.
Sonra öğreniyoruz bazı bitişler gürültüyle değil derin bir susuşla oluyor.
Ve insan en çok sustuğu yerde tamamlıyor yarım kalan kendini.
Ses kesiliyor, zaman duruyor ama kalbimiz o tek anın yankısını taşıyor uzun süre.
Toplamak istediklerimiz parçalar kesiyor avuçlarımızı, yaramız derinden kanıyor ve eksilen yine biz oluyoruz, dağılıyoruz.
Ve biz kanaya kanaya öğreniyoruz her tamamlayış bir kayıp, her kayıp biraz daha kendimiz.
Ve anlıyoruz en çok toparlamaya çalışırken kaybediyoruz kendimizi.
Artık yokuz.
Bir salkım söğüt gibi eğilmişiz hayata,
ne kırılmışız tamamen ne de doğrulabilmişiz, sadece beklemişiz.
sevay

