Alamancı
Boş bir merek'in(kışın doldurulup yazın boş bırakılan samanlık) içinde, en güzel elbiselerini giymiş, mümkün olduğunca süslenmiş, allı-pullu rengarenk elbiseli küçük kızlar, küçük oğlanlar, genç ve yetişkin kadınlar düğünün tadını çıkarmaya çalışıyorlar, coştukça coşuyorlardı. Keyifleri yerindeydi, bir de şu yazın bunaltıcı sıcağı olmasaydı ne güzel olurdu.
Hava gayet sıcak, düğün yeri küçük, buna rağmen düğüne gelenler bayağı kalabalıktı. Bu durum davetlileri iyice bunaltıyor, birçoğunun burnundan terler damlıyordu.
Huriye Hanım boş bir tenekeyi bacaklarının arasına almış, tempo tutarak darbuka gibi çalıyor, gayet güzel sesiyle peşpeşe hareketli türküler söylüyordu.
Bu hareketli türküler eşliğinde kollarını yanlara salıp oynayan genç kızlar, kendi eksenleri etrafında dönerek kuğular gibi süzülüyor, bazen de halay çekiyorlardı. Oynama sırasında, genç kızların diri vucutları ritmik olarak hareket ediyor, elbiseleri terden vucutlarına yapışıyor, kalkıp- inen göğüs ve kalça hareketleriyle adeta birer kısrağı andırıyorlardı.
Küçük çocuklar, yetişkinler ve yaşlılar elleriyle tempo tutarak oynayanlara eşlik ediyor, adeta kendilerinden geçiyorlardı.
Gelin hanım baba evinden çıkarılırken çok ağlamış, ancak düğün damına(merek) getirilince ve düğünün kendine has eğlenceleri başlayınca üzüntüsünü unutmuş, hatta eğlenmeye ve etrafa gülücükler saçmaya başlamıştı..
Cevher, annesi ve ablasıyla beraber düğüne gelmişti. Henüz altı yaşındaydı ve ablasından üç yaş daha küçüktü. Bir defasında annesi ve dedesiyle (annesinin babası) evlerinin tandır başında(ekmek pişirilen yer, ocakbaşı)otururken, annesi gerçek yaşını bilmediğini söyleyince, dedesi annesinin otuzaltı yaşında olduğunu söylemişti.
Bu durum, yani otuzaltı yaş, cevherin kafasını uzun süre meşgul etmişti. Otuzaltı yıl çok uzun bir süreydi, annesi bu kadar uzun süreyi nasıl geçirmişti de otuzaltı yaşına girmişti. Kendisi de acaba otuzaltı yaşına gelebilecek miydi ya da ne kadar zaman sonra otuzaltı yaşına girecekti? Kimseye soramıyor, kendi kafasında bütün bu soruların cevaplarını bulmaya çalışıyordu. Otuzaltı yaşına girmek ve annesi gibi büyük bir insan olmak için sabırsızlanıyordu.
Bir de ablasının arasıra ''bacaksız'' demesi yok muydu? Bu durum iyice moralini bozuyor ve büyüme konusundaki sabırsızlığını büsbütün artırıyordu.