Antalya'da Yağmur
Bu yazı, 16.01.2015 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
Yağmur yağıyordu ve bu saatte hava, aydınlık olması gerekirken karanlıktı.
Serveti Fünun döneminin rengi koyu sarıymış, Türk edebiyatının en marazi, en depresif şiirlerini onlar yazmışlar. Sarı hüznün, melankolinin rengiymiş. Bu yağmur bana, Serveti Fünun yayın editörü olan Tevfik Fikret'in, çamurun içindeki solucanları görüp de insanların o solucanlar gibi birbirlerine yapışarak yaşamaya çalıştığını söylediği, benzetmesini hatırlatıyor.
Antalya 2012 istatistiklerine göre Türkiye'nin dördüncü büyük şehriymiş. Olması gerektiği yerde. Ben Antalya'yı çocukluğumdan beri öyle gördüm. Mamafih havası İstanbul'dan daha kirliymiş.
Halbuki yağmurun bana huzur verdiği de oldu. Ama bu yağmur karamsarlık tohumları ekiyor yüreğime. Bu yağmur sanki havanın kirliliğini akıtıyor. Sokağa çıksak yarı belimize kadar suyun içerisinde kalıyoruz. Belki mutsuzluğumun sebebi havanın kapalı olması. Açık havalarda da dışarı çıktığımda, ben mutlu oluyorum, gençleri de mutlu görüyorum, ama yetişkinlerin önemli bir kısmının yüzünde ağlamaklı bir ifade...
Acaba mutsuzluklarının bir sebebi de artan şehir gürültüsü ve hava kirliliği olabilir mi? Belki olabilir, belki, bugünkü yağmurdan hava kirli olduğu için bu kadar büyük rahatsızlık duymuşumdur.
Oysa betonlar yerine çam, sedir ağaçları olsa, egzoz gazları yerine toprak olsa, çamlar yağmurdan sonra mis gibi koksa, yağmur gözümde ne kadar farklı olurdu.
Aslında orta kuşakta yer alan ülkemizde belirgin olarak görülen dört mevsim, insan ömrüne ne kadar da çok benziyor. İlkbahar, yaz, sonbahar, kış... Ömrümüz kimi zaman ılık, kimi zaman sıcak ve güneşli, kimi zaman yağışlı, kimi zaman soğuk ve kasvetli geçip gidiyor. Margeret Mitchell'in yazdığı gibi, "Rüzgar gibi geçti."