Babam’a
Babama;
Sen gittiğinde Temmuzdu,
On dördüncü kez güneşi evirip,yaşam denen şeyin içinde gün deviriyorum sadece,
sen gittiğinde Temmuzdu,
Salı Pazarı dediğin o Karaköy Limanı,Amerikan Pazarı yok artık,Florya’nın toprak sahasında ter içinde top peşinde koşan çocuk çoktan formayı astı duvara,senden sonra şampiyonluk saymayı bıraktım.
Bugün şunu anlıyorum ki,sen benden daha fedakardın,şair ;
”yaşamın ve ölümün bir sınırı varsa”demişti,şunu bilmeni isterim;
sen hep Temmuz ol,ben o sınırda bekleyeyim.
Denizde yolu en iyi sen bilirdin,içinde sıla özlemi olan bekleyişler en çok tütüne yakışırdı,belki bir Pavli hatırası,ya da Heybeli’de çocukluk düşleri kahramanıydın,gitmediğimiz yerdi hayal,çayın hatırı sabahın çiy tanesine karışırdı.
Ali’ye gül’ü üç yüz yıl sonra Selman vermişti,ben o gülü sana ahirde vereceğim,gömüt toprağın yaşamımın deniz kokusudur.
Evet ah o yollar, taşını savurdum gökyüzüne,sinemde buhurcu bir yangın,sen anlatsaydın ben dinleseydim,
dinlemeyi de ahire bıraktım.
Huzur içinde uyu,çetin sokağın nahif ve yakışıklısı herkesin İsmet abisi ,benim babam.
Rahmet ve sevgimle.




Ne demişti Nazım usta;
Baba Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım Ne zulüm, ne ölüm, ne korku başımı eğemez Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım.
eli öpülesi ve ahirete göç etmiş tüm babalara rahmet ve saygı ile