Beni Yaratan Şahit
Her insanın içinde kimsenin bilmediği bir hikâye, dilinde saklı bir dua vardır. En güzel şahidimiz, bizi yaratan Rabbimizdir.
Ben bu dünyaya yalnızca yaşamak için gelmedim,
Bir kalbin nasıl sevdiğini, nasıl kırıldığını, nasıl yeniden umut ettiğini öğrenmek için geldim;
Kimi zaman yüzümde bahar taşıdım, kimi zaman içimde kış büyüttüm,
Ama hangi mevsimden geçersem geçeyim, Rabbimin rahmetinden ümidimi kesmedim.
Ben aşkı da gördüm, ayrılığı da,
Bir insanın gözlerinde kendime bir ömür aradığım geceler oldu,
Bir sevdanın insanı göğe çıkarırken, aynı sevdanın yere nasıl indirebildiğini de yaşadım;
Yine de kalbime kızmadım, çünkü sevmek benim için hiçbir zaman günah değildi,
Günah olan belki de sevgiyi hak etmeyene emanet etmekti.
Hayat bana her kapının ardında mutluluk olmadığını öğretti,
Bazı kapılardan gözlerim dolu çıktım, bazılarına gülerek girdim,
Kimi gün bir ekmek kadar sade bir sevince razı oldum, kimi gün dünyalar önümde olsa içimdeki boşluğu dolduramadım;
Sonra anladım, insanın gönlü mal ile değil, huzur ile doyuyor,
Huzuru da her kul gibi ben de en çok Allah’a döndüğümde buldum.
Ben ölümü de düşündüm,
Bir gün bu dünyanın kapısından sessizce çıkacağımı, ardımda yalnızca birkaç hatıra kalacağını,
Bugün peşinden koştuğum şeylerin yarın hiçbir anlam taşımayabileceğini gecelerin birinde uzun uzun düşündüm;
İşte o zaman insanın geride bıraktığı evden, paradan, isimden önce bir gönül bıraktığını anladım,
Rabbim, bana senden razı olarak gitmeyi ve ardımdan güzel dua edecek insanlar bırakmayı nasip et.
Keder de uğradı kapıma, sevinç de,
Bazen gözümden yaş süzüldü, bazen hiçbir sebep yokken kahkahalarla güldüm,
Bir gün kaybettiğim birinin ardından içim yandı, başka bir gün yeni doğan bir sabahı nimet bildim;
Demek ki yaşam dediğimiz şey, aynı kalpte hem hüznü hem şükrü taşıyabilmekmiş,
Ve insan bütün bunların içinde yine de “Elhamdülillah” diyebiliyorsa, işte asıl zenginlik buymuş.
Beni yaratan şahit olsun ki,
Ben kusursuz bir hayat istemedim; yaralarım olsun ama beni kötü birine dönüştürmesin istedim,
Sevdiğimde gönülden seveyim, kaybettiğimde isyan yerine sabrı bulayım, kazandığımda kendimi başkasından üstün görmeyeyim istedim;
Allah’ım, bana verdiğin kadarını değil, verdiğinin kıymetini bilmeyi öğret,
Çünkü Sen Hakîm’sin; benim anlayamadığım yerde bile bir hikmet saklıdır.
Şimdi geçmişime dönüp baktığımda,
Ne bütün acılarımdan utanıyorum ne de bütün sevinçlerimi kendime mal ediyorum,
Çünkü beni ben yapan yalnız güzel günler değildi; geceler, ayrılıklar, bekleyişler, dualar ve sabır da vardı;
Her düştüğüm yerde biraz daha sana yaklaştıysam, o düşüş bile benim için kayıp sayılmaz,
Sen Gafûr’sun Rabbim, ben de kusurlarımla sana sığınan bir kulum.
Belki önümde daha kaç bahar var bilmiyorum,
Belki daha çok güleceğim, belki yine ağlayacağım, belki hiç beklemediğim bir anda yeni bir sevdaya rastlayacağım,
Belki de hayat, bana bugüne kadar öğrettiklerinden daha büyük bir ders hazırlıyor; bunu yalnız Sen biliyorsun,
Ben artık yarını zorla öğrenmek istemiyorum, bugünümü hakkıyla yaşamaya niyet ediyorum,
Kalbimde dua, dilimde şükür, yolumda Sen oldukça korkmuyorum.
Ey Rahmân, beni affet;
Bilmeden kırdığım kalpler varsa, bilerek sustuğum iyilikler varsa bağışla,
Bana verdiğin ömrü yalnız kendim için tüketmekten, şükretmeyi unutacak kadar dünyaya dalmaktan koru beni;
Kalbimi kibirden uzak, dilimi kötü sözden temiz, niyetimi güzel eyle,
Çünkü Sen Alîm’sin, insanın sakladığını da, kimseye söyleyemediği duasını da bilirsin.
Ben bu dünyadan geçerken birilerine sevgi, birilerine umut, birilerine güzel bir hatıra bırakmak istiyorum,
Bir gün adım unutulsa bile, bir gönülde ettiğim duanın, verdiğim iyiliğin izi kalsın istiyorum;
Ömrümün sonuna geldiğimde Rabbime “Ben elimden geldiğince sevdim, affettim, şükrettim ve sana sığındım” diyebileyim,
Ve son nefesimde, bütün dünyanın sustuğu o anda, yalnızca Senin rahmetine güvenerek huzurla gözlerimi kapatayım.