Best of The Mektuplar of Baştapılan of Boşluk (I)
Yazılanlar benim düşlerimi bir fiil her an beceren düşünceler olup hiçbir yer, kişi, kurum ve toprakla ilgisi olmadığı İstanbul on sekizinci atmaca noteri Gül Dönerci tarafından Ilıca şılap Acun stüdyolarında tespit edilmiştir.
Kız Emine'm şu kumandayı ver hele de bakalım bu akşam bizim medyadaki yandaşlarım beni övmek ve yalamak için ne haberler yapmışlar. Bakalım, desem de biliyorum neler söyleyeceklerini. Bizim kıza yazdırmıştım öğlen.
Sonunda Tanrı'yı kaldırıp en yüksek ve şatafatlı koltuğa kuruldum Gezi olaylarından sonra. Sanıyorlar ki ben pabuç bırakacağım okyanus ötesi zata. Oh olsun! Emniyette geçti elime. Artık emin ellerdeyim Emine'mden sonra. Yine de ben şu Çapulcuları anlamıyorum. Özgürlük istiyorlar, yani özgürlük vardı da biz mi içtik. Zaten özgürler. Cop diyorlar veriyoruz, su diyorlar tazyikli tazyikli akıtıyoruz, hatta mikroplar ölsün diye içine haşere ilâcı koyuyoruz. Plastik istiyorlar, mermilisinden uzatıyoruz, Tomo zaten gırla. Anlamadım gitti, ülkede işsizlik var, azalsın diye gençleri polis yapıyoruz, yapamadıklarımızı da içeri atıyoruz terörist eylemlerde bulunmaktan ki çıktıklarında dağa çıkıp oralarda rahatça iş bulsunlar diye.
Hele o sanatçıları hiç kavrayamıyorum, hâlbuki okyanus ötesindeki zat, 841 rakımlı tepedeki muhteremle beraber benim çok kavrayıcı olduğumu, halkımın bile yüzde ellisini rahatlıkla anladığımı beni överek söylerler. O sanatçı tayfası, dönme solcular, Leninistler, Nihilistler, Feministler ya da kısaca itler de o kadar ikazlarıma rağmen Taksim'e destek vermediler mi? Ne güzel, yetmez ama evet diye yuvarlanıp gidiyorduk. Ama sonuçta ne oldu, hepsi tası tarağı toplayıp Bodrum yollarına düştüler, Çeşme yollarına. Olacağı buydu, sonuçta düşecekleri kötü yoldu. Madem tatil diyorsunuz, bundan böyle sizi belediyelerimin hiçbir etkinliğinde iş vermeyip sizleri yormayacağım. Özgürce dinlenin diyerekten. Hele gazeteciler, benden dönenler ortam sakinleştikten sonra bana hiç dönmesinler, gitsinler Bülent Ablalarının eteğini tutsunlar.
Şu özgürlük bazen işimi uzatıyor. Hangi kanalı açsam ben, hangi programı açsam icraatlarım. Ne de güzel övüyorlar beni de hangisini seyretsem Emine'm, sen deyiver hadi.
Konuşma özgürlüğü var diyorlar. Ben de buna istinaden camide içki içtiler, başı türbanlı hatta türbanının rengi almış, kızımıza saldırdılar, dedim. Ya ben koskoca baştapılanım, ispat etmek zorunda mıyım? Doğru olmasa söyler miyim hiç? Yok, kamera kayıtları o an bozulmuş. Ne yapalım yani, kamera kayıtları vardı da biz mi yürüttük... Cami imamı içki içilmedi demiş. O nerden görecek koskocaman caminin her yerini? O kendinden bir haber. Zaten karısıyla problemi varmış. Bir kanala çıkıp karısından özür dilemiş affetmesi için. Ah! Dört kadın olsa, yaşar mıydı böyle bir durum. Gerideki üç tanesi yeter de artardı bile.
Dört çocuk dedim diye kıyamet kopuyor. Görmüyorlar mı ne kadar özgür bıraktığımı onları. Çocukları nasıl, hangi pozisyonda, yatak odasının neresinde, hangi kıyafetlerle, karyolanın sağında mı, solunda mı, yoksa yerde mi, pencere açıkken mi yoksa kapalıyken mi yapılacağına hiç karışıyor muyuz? Muyum? Mobese sistemi bile koydurmuyorum o odalarına. Söyler misiniz, Afrika'nın hangi ülkesinde var böyle özgürlük? Adamlar açlıktan bırakın dört çocuğu bir çocuk yapacak enerjiyi bile bulamıyorlar. Ah Emine'm! Halk benim kıymetimi anlayacak da bırakmıyor O sonu izm'le biten dış, iç güçler. Lobies of faiz. Ya Emine'm! Aklıma dört çocuk gelmişken, ne dersin biz de başlayalım mı çocuk çalışmasına.
Hayır mı? Ben baştapılanım ama. Nasıl yani? Sana sökmez mi?
İyi de hep halka mı gitmem gerek...
29 haziran 2013 13:18 _izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz