Bir Ev İki Yabancı
...''Fakat bazı evler dışarıdan yuva, içeriden iki kişilik bir yalnızlıktır''...
Eskiden aynı yatağa baş koyan iki insan, şimdi aynı evin içinde birbirinden kilometrelerce uzakta gibiydi. Bir yıldan uzun zamandır ayrı yatıyorlardı. Bunun ne zaman normalleştiğini ikisi de bilmiyordu. Belki ilk ayrı yatılan gece garip gelmişti. İkinci gece biraz daha az… Sonra insan, en acı şeylere bile alışıyordu.
Adam her sabah kalkıyor, hazırlanıyor ve işe gidiyordu. Akşam olduğunda yine aynı eve dönüyordu. Anahtarı kapıya sokuyor, içeri giriyor, ayakkabılarını çıkarıyordu. Ev düzenliydi. Sofra kuruluyordu. Yemek yapılıyordu. Çamaşırları yıkanıyor, eşyaları toplanıyor, hayatın görünürde yapılması gereken bütün işleri yapılıyordu.
Ama bir şey yapılmıyordu:
Sevilmiyordu.
Belki de mesele sevginin tamamen bitmesi değildi. Fakat sevginin hissedilmediği yerde, var olup olmamasının ne önemi kalırdı?
Kimse ona, “Günün nasıl geçti?” diye gerçekten merak ederek sormuyordu. Eve geldiğinde gözlerinin içine bakıp onu özlediğini hissettiren biri yoktu. Bir dokunuş, bir sarılma, sebepsiz bir yakınlık çoktan hayatlarından çıkmıştı.
Karısı kötü bir insan değildi. Adam da değildi.
Belki de bu yüzden durum daha ağırdı.
Çünkü ortada büyük bir ihanet, büyük bir kavga ya da tek gecede her şeyi yıkan korkunç bir olay yoktu. Sadece zaman içinde sessizce kaybolmuş bir “biz” vardı.
Kadın yemeğini yapıyordu.
Adam işe gidiyordu.
Faturalar ödeniyordu.
Çamaşırlar yıkanıyordu.
Kapılar açılıp kapanıyordu.
Televizyon çalışıyordu.
Ama evlilik yaşamıyordu.
Bir evin içinde hayatın bütün sesleri vardı, yalnızca iki insanın birbirine ait olduğunu gösteren sesler yoktu.
Adam bazen geceleri tek başına yattığı yerde tavana bakıyordu. Yan odada yıllarını verdiği kadın vardı. Birkaç metre ötesindeydi aslında. Fakat bazen birkaç metre, aşılması mümkün olmayan bir mesafeye dönüşebiliyordu.
İnsanın eşi yan odadayken kendisini yalnız hissetmesi, gerçekten yalnız yaşamaktan daha ağır olabiliyordu.
Çünkü yalnız yaşayan insan yalnız olduğunu bilir.
Ama evli olduğu hâlde yalnız yaşayan insan, her gün sahip olması gereken bir yakınlığın yokluğuyla karşılaşır.
Bir süre sonra adam eve dönmekle bir otele dönmek arasında garip bir benzerlik kurmaya başladı. Yemeği vardı, temiz kıyafetleri vardı, yatacağı bir yer vardı. Fakat beklenildiğini hissetmiyordu.
Ev artık sığınılacak bir yuva değil, geceyi geçirmek için dönülen bir adresti.
Belki en acısı da kavga etmemeleriydi artık.
Çünkü insan bazen sevdiği insanla kavga eder. Anlaşılmak ister, hesap sorar, kırılır, bağırır, sonra barışmak ister.
Onlarsa susuyordu.
Ve bazı evliliklerde sonu getiren şey büyük kavgalar değil, artık kavga etmeye bile değmeyecek kadar birbirinden vazgeçmektir.
Günler birbirinin aynısı oldu.
Sabah işe git.
Akşam eve gel.
Yemeğini ye.
Biraz televizyona bak.
Telefonla oyalan.
Sonra herkes kendi köşesine…
Ve uyu.
Ertesi sabah yeniden başla.
Bir zamanlar birbirini görmek için saatleri sayan iki insanın, aynı evde birbirinin yokluğuna alışması ne garipti.
Adam zaman zaman kendi kendine soruyordu:
“Ben evli miyim, yoksa yalnızlığımı başka biriyle aynı evde mi yaşıyorum?”
Cevabı kolay değildi.
Çünkü evlilik yalnızca aynı soyadı taşımak değildi. Aynı evde oturmak, aynı faturaları ödemek, birinin çamaşırını yıkamak ya da önüne yemek koymak da tek başına evlilik değildi.
İnsan görülmek isterdi.
Merak edilmek isterdi.
Dokunulmak, özlenmek, aranmak isterdi.
Bazen hiçbir sebep yokken sarılacak birini isterdi.
“İyi ki geldin.” diyen bir bakış isterdi.
Çünkü insanın karnını doyurmak başka şeydi, ruhunu doyurmak başka.
Ve o evde uzun zamandır karınlar doyuyor, ama ruhlar aç kalıyordu.
Belki dışarıdan bakan hiç kimse bunu anlamazdı. Perdeler yerindeydi. Sofra kuruluyordu. İki insan hâlâ aynı adreste yaşıyordu.
Fakat bazı evler dışarıdan yuva, içeriden iki kişilik bir yalnızlıktır.
Ve bazen bir evlilik mahkeme salonunda değil, çok daha önce biter ;
Bir akşam yemeğinde kimsenin diğerinin gözlerine bakmamasıyla…
Bir “iyi geceler ”in söylenmemesiyle…
Bir yatağın ayrılmasıyla…
Bir dokunuşun unutulmasıyla…
Ve sonunda insanın, yıllarını paylaştığı kişinin birkaç metre ötesinde yatarken içinden şu cümleyi geçirmesiyle:
“Bu evde iki kişiyiz… ama ben çok uzun zamandır yalnızım.”