Bir Fırtına Olsa
Bir fırtına olsada içimdeki bütün yıkıntıları alıp götürse.Öyle ansızın gelse ki, hazırlık yapmaya bile fırsat bırakmasa.Çünkü bazı şeyler toparlanarak değil, savrularak iyileşiyor.İçimde biriken her şey düzenli değil; aksine, üst üste yığılmış, adı konmamış, yıllarca taşınmış kırıntılar gibi.
Ne zaman dokunsam dağılıyor, ne zaman susmaya çalışsam ağırlaşıyor.İçimde duran bu yıkıntılar bir felaketin değil, uzun bir bekleyişin sonucu.Çatlamış duvarlar gibi; dışarıdan bakıldığında ayakta, yakından bakıldığında dökülmeye hazır.Her şey olması gerektiği yerde duruyor gibi görünüyor ama hiçbir şey gerçekten yerli yerinde değil.
Zamanla insan, böyle yaşamayı öğreniyor.Düzeltmek yerine idare etmeyi, onarmak yerine alışmayı.Bir fırtına olsa da alıp götürse bunları.Hatıra diye saklanan ama yükten başka bir şey olmayan ne varsa.
“Belki lazım olur” diye tutulan kırık düşünceleri,“Sonra geçer” diye ertelenen ağırlıkları,İnsanın kendine bile açıklayamadığı o iç çökmeleri.Çünkü bazı yıkıntılar geçmişten değil, bugünden besleniyor.
Her gün biraz daha ekleniyor üstüne.
Bir cümle, bir bakış, bir sessizlik…
Hepsi bir tuğla gibi konuyor içeriye.
Sonra dönüp bakıldığında, neden nefes alamadığını anlamak zorlaşıyor.
Bir fırtına olsa…
Ama yok etmek için değil sadece.
Temizlemek için.
Boşluk açmak için.
İçeride ilk kez rüzgâr dolaşsın diye.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey sakinlik değil;tam tersine, her şeyi yerinden oynatacak kadar güçlü bir sarsıntı.Yıkıntılar gidince ne kalır bilinmez.
Belki kocaman bir boşluk,belki ilk kez gerçekten hissedilen bir hafiflik.Ama her iki ihtimal de taşımaktan daha dürüst.Çünkü boşluk doldurulabilir, ama yıkıntılarla yaşamak insanı yavaş yavaş tüketir.
Bir fırtına olsa da içimdeki bütün yıkıntıları alıp götürse.
Ardında mükemmel bir düzen bırakması gerekmez.
Sadece nefes alacak kadar yer açsa yeter.


