Bir İnsan Kadar Tutsak Olmak

“Bir kapı kilitliyken değil, açıkken
çıkamıyorsak tutsak oluruz.”

Bir insan kadar tutsak olmak ne kadar çelişkili bir cümle, değil mi?
Sonuçta her şeyi yapabileceğimizi düşünürüz. Kendimizi çoğu noktada her şeyden daha üstün görürüz ama kendi bedenimizde bile asla tam anlamıyla kontrol edemediğimiz ve bizi her zaman bir şekilde ele geçiren mucizevi bir şeye sahibiz: düşüncelerimize, hislerimize ve zihnimize.

“Bırakamadığımız şeylerin bizi bırakmaması.”

Acı bile tanıdıksa, özgürlükten daha mı güvenlidir?
Bizler genelde yabancı bir mutluluktan ziyade, tanıdık olduğumuz acılara daha fazla sarılırız. Aslında zihnimizi ve mantığımızı ortak çalıştırıp bir çıkış yolu bulabilme imkânımız varken, sırf o an cesaret edemediğimiz için ya da “mantıklı ama canımı yakar” diyerek vazgeçiyor olabiliriz. Bilinmezlik ve belirsizlikler bizi aynı anda hem meraklandırırken hem de her geçen gün santim santim içimizi yiyip bitirir. Sürekli bir şeylere anlam yüklemek, durmadan düşünme ihtiyacı duymak gün geçtikçe bizi tanıdık acılara iter.

Aslında belki de özgürlük bizim için asla tam anlamıyla olmayacak; belki de olmamalı. Çünkü günün sonunda insan, iyi olanı da kötü olanı da bir şekilde kendi elde eder. Seçimlerimizin sonuçlarını yaşayabilme cesareti bizi güçlendirir. Sorumluluk almaktan kaçmayı herkes yapabilir ama tarih hiçbir zaman korkakları yazmadı ve yazmayacak. Hayatımıza giren çıkan her insan ya da yaşadığımız her olay aslında bizi bir sonrakine hazırlar. Hiç kimseyi boşuna tanımayız; herkes bize bir ders verir. Önemli olan bu dersi doğru alabilmektir. Çünkü günün sonunda hayat yine de bir şekilde devam eder.

Bazen vazgeçmek ister insan, bazen tamamen unutmak ister. Çok zor da olsa, çok acı verse de bunu yaşaması gerektiğine inanır. Ama bırakmak istemediğimiz şeyler bazen o kadar güzel olur ki, sonucu ne olmuş ya da ne olacak olursa olsun buna razı gelmek isteriz. Tamamlanmamış her şey insanda bir boşluk açar. Çünkü bizler birini tanıdığımızda zihnimizde, benliğimizde o kişi için bir yer açarız. Bu boşluğu verdiğimiz değerlerle, anılarla, hislerle ve hayallerle doldururuz. Yaptığımız uzun vadeli planlarla o kişiyi hayatımıza daha fazla dahil etmek için bu boşluğu genişletiriz. Bunu kendi irademizle, tamamen karşılıksız ve saf duygularla yaparız. Çünkü bazen insan bazı şeylerin gerçekten olmasını ister. Ama o boşluk yarım kaldığında insan da yarım kalır; hayaller de yarım kalır, hayat da yarım kalır.

“Belki de insan, tamamen özgür olmak için değil;
neye tutsak olduğunu fark etmek için yaşar.”

Bazen bu hayata bir kere geliyoruz dürtüsüyle, bir şeylerden eksik kalmamak için hayal ettiğimiz işi, çevreyi, arkadaşları ve aşkı yaşamak adına elimizden geleni yaparız. Bazen kendimizden ödün verir, bazen tabularımızı yıkmak zorunda kalırız. Ama kaçırdığımız bir noktayı, hayat bize onu yüzümüze tokat gibi vurmadan göremeyiz. Hayal ettiğin işe sahip olmak için henüz bazı kriterlerinin eksik olduğunu, istediğin çevrenin aslında hayal ettiğin gibi olmadığını, çok değer verdiğin arkadaşlarının sana senin onlara verdiğin değeri vermediğini, hep istediğin o aşkı bulmuşken kendi ellerinle kaybettiğini maalesef bazen sadece yaşayarak görürüz.

Aslında önemli olan, evren için küçük ama bizim için çok uzun olan ömrümüzde her şeyin hayal ettiğimiz gibi olmayabileceğini bilmektir. Bize iyi gelen insanları, bizim her zaman iyiliğimizi isteyenleri ve şartlar ne olursa olsun yanımızda olmak isteyenleri kaybetmemek gerekir. Çünkü günün sonunda mutluluğunu ya da hüznünü paylaşacak kimsen kalmadığında, hayat sana en büyük tokadı atmış olur.

Duygularınızı sabote etmeyin.
Duygularınızı geri çekmeyin.
Bu hayatta size iyi gelenleri silip kendinizi kötülüğe tutsak etmeyin…

09 Şubat 2026 3-4 dakika 23 denemesi var.
Yorumlar