Bitme ve Tükenme Halleri
İnsan gerçekliğe katlanmak için hayal kurar. Düş görür. Yaşamın ağırlığına karşı bir hafiflik arar. Bu hafiflik bazen gelecekte kurulu bir senaryodur. Bazen geçmişte idealleştirilmiş bir andır. Nadiren şimdide bulunur.
Hayal kurmanın bir sınırı yok. İnsan istediği kadar düşleyebilir. Ama gerçekleşme konusunda bir garanti de yok. Düşler genellikle düş olarak kalır. Bu bir sorun mu? Belki değil. Belki düşlerin asıl işlevi gerçekleşmek değil, yaşanılabilir kılmaktır hayatı.
Bazıları düşlerin içinde kaybolur. Gerçeklikle bağını koparır. Bunların bir kısmı geri döner. Bir kısmı dönmez. Belki dönmeyenler daha mutludur. Kim bilir?
---
Zaman garip bir olgu. Bazen hızlı akar. Bazen durur gibi olur. Ama aslında ne hızlanır ne yavaşlar. Sabit bir tempoda ilerler. Değişen bizim algımızdır.
Beklerken zaman geçmez. Eğlenirken uçar. Acı çekerken sürüklenir. Mutluyken fark edilmez. Zaman kendini bu hallerde gösterir. Yokluğunda değil, varlığında hissedilir.
İnsanın zamanla ilişkisi paradoksaldır. Zamanı kontrol etmek ister ama edemez. Durdurmak ister ama durmaz. Geri almak ister ama alamaz. Sonunda teslim olur. Ya da olmaz ve boşuna direnir.
Direnmek faydasız mıdır? Belki. Ama insan yine de direnir. Çünkü teslim olmak ölüm gibi gelir. Oysa direnç hayat gibi hissettirir. Yanılsama da olsa bir eylem barındırır.
---
Bir yere ait olmak önemlidir. İnsan aidiyete ihtiyaç duyar. Bir eve, bir şehre, bir topluluğa, bir fikre. Aidiyetsizlik boşluk yaratır. Boşluk kaygı doğurur. Kaygı arayışı tetikler.
Ama ait olduğunu düşündüğün yer gerçekten senin midir? Yoksa sadece öyle mi hissediyorsun? Bu soru rahatsız edicidir. Çünkü çoğu zaman aidiyetimiz hayal üzerine kuruludur.
Şehre ait olduğunu düşünürsün. Ama şehir seni tanımaz. Çevreye ait olduğunu düşünürsün. Ama çevre değişince sen dışarda kalırsın. Aile'ye ait olduğunu düşünürsün. Ama aile bağları zayıflar, kopar.
Geriye ne kalır? Sadece sen kalırsın. Kendi içinde. Kendi başına. Bu korkunç mudur? Belki. Ama belki de en gerçek olandır bu. Belki insan zaten hep yalnızdır. Sadece bazen unutur bunu.
---
Büyümek bir şey kaybetmektir. Çocukluk kaybolur. Saflık kaybolur. Merak kaybolur. Cesaret kaybolur. Bunların yerine başka şeyler gelir: Sorumluluk, tedirginlik, hesap, korku.
Toplum buna olgunluk der. Ama olgunluk gerçekten bir kazanım mıdır? Yoksa kayıp mıdır? Bu soruya net cevap vermek zor. Çünkü hem kazanç hem kayıp içerir büyüme.
Çocuk sorular sorar. Yetişkin cevaplar verir. Ama cevaplar çoğu zaman yanıltıcıdır. Çünkü kesin değildir. Belirsizliği gizlemek için kurulmuş cümlelerdir. Çocuk bunu bilmez. Yetişkin bilir ama itiraf etmez.
Bilmek her zaman iyi midir? Hayır. Bazen bilmemek daha iyidir. Ama bunu ancak bildikten sonra anlarsın. O zaman geri dönüş yoktur artık.
---
Uyku bir ara duraktır. Gündüz ile gece arasında. Bilinç ile bilinçdışı arasında. Gerçek ile düş arasında. İnsan bu geçişte kendini kaybeder. Kaybetmek rahatlatıcıdır.
Uyumak küçük bir ölümdür. Geçicidir ama benzerdir. Kontrolü bırakırsın. Varlığını askıya alırsın. Sabah tekrar uyanırsın. Ama uyanana kadar yoktun.
Bu yokluk korkutucu değildir. Çünkü farkında değilsindir. Farkında olmadığın şey zarar vermez. Belki ölüm de böyledir. Belki korkulacak bir şey yoktur. Belki sadece geçiştir.
Ama insanlar ölümden korkar. Neden? Çünkü bilinmez. İnsan bilinmeyenden korkar. Kontrol edemeyeceğinden korkar. Uyku kontrol edilemez ama güvenlidir. Ölüm kontrol edilemez ve belirsizdir. İşte korku buradan gelir.
---
Merkez önemlidir. İnsan merkez olmak ister. Kendi hikayesinin ana karakteri olmak ister. Ama gerçekte kimse merkez değildir.
Herkes kendi hikayesinde ana karakterdir. Ama başkasının hikayesinde figürandır. Bazen fark edilir. Çoğu zaman fark edilmez. Bu ego için zordur. Çünkü ego merkezi ben olarak görür.
Gerçek ise farklıdır: Merkez yoktur. Ya da her yer merkezdir. Bu perspektif meselesidir. Sen kendi merkezinsin. Ama başkası için sen çeperdesin. İkisi de doğrudur aynı anda.
Bunu kabullenmek olgunluktur. Çünkü bu kabul egonun kırılmasını gerektirir. Ego kırılınca rahatlarsın. Merkez olma zorunluluğu kalkar. Sadece var olman yeter.
---
Sevmek risk almaktır. Açılırsın. Savunmasız kalırsın. Yaralanabilirsin. Ama sevmeden de yaşayamazsın tam olarak.
İlk kırılma en acıdır. İlk hayal kırıklığı en derin izdir. Sonrakileri daha kolay gelir. Çünkü alışırsın. Dayanıklılık gelişir. Koruma mekanizmaları oluşur.
Ama bu koruma mekanizmaları aynı zamanda hapsettirir. Kimseyi içeri almamak dışarı da çıkmamak demektir. Kendini korurken kendini hapsedersin. Güvendedir ama yalnızdır.
Çözüm nedir? Korunmadan sevmek midir? Yoksa sevmeden korunmak mı? İkisi arasında bir denge midir? Herkes kendi cevabını bulur. Ya da bulamaz ve böyle yaşar.
---
Masumiyet kaybedildiğinde geri gelmez. Bu bir geçiş kapısıdır. Bir kere geçersen dönüş yoktur. Geçmişe bakarsın, özlersin belki. Ama geri gidemezsin.
Masumiyet bilgisizliktir. Dünya henüz karmaşık değildir. Her şey basittir. İyi ve kötü belliymidir. Seçenekler nettir. Sonra büyürsün. Gri tonlar görünür. Belirsizlikler çoğalır. Basitlik kaybolur.
Bu kayıp üzücü müdür? Evet. Ama kaçınılmaz mıdır? Evet. O zaman yapılacak tek şey kabullenmektir. Yas tutarsın biraz. Sonra devam edersin. Başka çaren yoktur.
---
İçimizde açlık vardır. Doyumsuzluk vardır. Ne kadar alırsan al yetmez. Hep daha fazlasını istersin. Bu insani bir özelliktir. Ama aynı zamanda mutsuzluğun kaynağıdır.
Yeterli olduğunu bilmek bir sanattır. Az ama özdür bu sanat. Çoğu insan öğrenemez. Ömür boyu koşar. Koştukça yorulur. Yoruldukça mutsuz olur. Ama durmaz. Çünkü durmayı bilmez.
Durmak korkunçtur. Durunca boşluk görürsün. Boşluk dayanılmazdır. Doldurmak istersin. Tekrar koşarsın. Döngü böyle devam eder.
Çıkış yolu var mıdır? Belki. Boşluğa katlanmayı öğrenmek. Boşluğu dost edinmek. Boşlukta oturmak. Doldurmaya çalışmamak. Ama bu zor bir yoldur. Çok az kişi başarır.
---
Karanlık metafor değildir. Gerçektir. İçimizde karanlık bölgeler vardır. Bilmediğimiz yerler vardır. Gitmediğimiz köşeler vardır.
Bu karanlık korkutucu mudur? Bazen. Ama aynı zamanda koruyucudur. Bazı şeylerin karanlıkta kalması iyidir. Her şeyi aydınlatmaya çalışmak tehlikelidir. Çünkü bazı gerçekler yıkıcıdır.
İnsan kendini ne kadar tanımalıdır? Tam olarak mı? Yoksa kısmen mi? Bu soru önemlidir. Çünkü tam tanıma yıkım getirebilir. Kısmi tanıma ise yanılsama barındırır.
Denge önemlidir. Fazla bilmek de az bilmek de problemlidir. Orta yol bulmak gerekir. Ama bu orta yol herkes için farklıdır. Genel bir reçete yoktur.
---
Sonrasızlık kavramı ilginçtir. Sonsuzluk değildir. Bitişin olmayışıdır. Ama başlangıcın da belirsizliğidir. Ne başı belli ne sonu.
İnsan sonrasızlığı kabullenemez. Çünkü zihin başlangıç ve son arar. Hikayeler böyle kurulur. Başlar, gelişir, biter. Ama hayat böyle değildir. Hayat sonrasızdır.
Ne zaman başladı senin hikayen? Doğumunda mı? Yoksa daha önce mi? Anne babanın buluşmasında mı? Onların doğumunda mı? Daha geriye gidilir mi? Ne zaman duracak? Ölümünde mı? Yoksa sonra mı? Hatıranda mı? Unutulmanda mı?
Cevap belirsizdir. Çünkü başlangıç ve son yapay kavramlardır. Zihnin uydurmalarıdır. Gerçekte her şey birbirine bağlıdır. Kesintisizdir. Sonrasızdır.
---
Hikayeni kim anlatıyor? Sen mi? Yoksa başkası mı? Yoksa hiç kimse mi?
Belki de hikaye yoktur. Sadece anlar vardır. Peş peşe gelen anlar. Bunları sen hikaye haline getirirsin. Anlam verirsin. Bağlantı kurarsın. Ama bu kurgu sendedir. Gerçeklikte böyle bir bağlantı olmayabilir.
Kendi hikayende bile merkezi karakter olmayabilirsin. Belki sadece gözlemcisindir. Belki olup bitenleri izliyorsundur. Kontrol ettiğini sanıyorsundur ama etmiyorsundur.
Bu düşünce rahatsız edici midir? Evet. Ama doğru olabilir mi? Belki. Emin olmak mümkün değildir. Sadece ihtimal vardır.
---
Unutmak kötü müdür? Hayır. Bazen unutmak iyidir. Hatta şarttır. Her şeyi hatırlamak felakettir. Zihin buna dayanamaz.
Unutmak seçici çalışır. Önemsizi atar. Önemlimi saklar. Ama kararı kim veriyor? Bilinçdışı. Sen kontrol edemezsin. Unutmak istemediklerini unutursun. Unutmak istediklerini hatırlarsın.
Bu adil midir? Hayır. Ama böyledir. Kabullenmekten başka çare yoktur. Hafıza kendi yasalarıyla çalışır. Sen sadece izlersin.
---
Görmek ve görülmek birbirinden farklıdır. Görüyorsun ama görülmüyorsun. Ya da görülüyorsun ama görmüyorsun. Nadiren ikisi aynı anda gerçekleşir.
Görülmemek korkutucu mudur? Bazen. Ama bazen de rahattır. Görünmezlik koruma sağlar. Kimse senden bir şey beklemez. Basınç yoktur. Özgürsündür.
Ama tam görünmezlik de problem yaratır. Var olmadığını hissedersin. Kendini kaybedersin. Bir denge gereklidir. Bazen görünmek. Bazen görünmemek.
Bu denge nasıl bulunur? Deneme yanılma ile. Bazen fazla görünürsün. Yorulursun. Geri çekilirsin. Bazen fazla görünmezsin. Yalnızlaşırsın. Öne çıkarsın. Böyle gider hayat.
---
Büyüdükçe bir şeyler küçülür. Hayaller küçülür. Hedefler küçülür. Beklentiler küçülür. Bu kötü müdür? Belki değil. Belki gerçekçilik budur.
Çocuk sınırsız hayal kurar. Çünkü sınırları bilmez. Büyüyünce sınırlar görünür. Hayaller daralır. Bu hayal kırıklığı mıdır? Belki. Ama olgunluk da olabilir.
Küçük hayaller değersiz midir? Hayır. Bazen en değerli olanlar küçük olanlardır. Çünkü ulaşılabilirdir. Gerçekleşme şansı vardır. Büyük hayaller genellikle hayal kalır.
---
Bu yazı bir sonuca varmayacak. Çünkü sonuç yoktur. Sadece devam vardır. Düşünce devam eder. Hayat devam eder. Sorgulama devam eder.
Belki de asıl mesele bu. Cevap bulmak değil. Soru sormak. Durmadan soru sormak. Cevaplar tatmin etmez. Ama sorular diri tutar.
Turgay Kurtuluş

