Çürüdüğünü Bile Bile Aynı Koordinatta Durmak: Sıkışmışlık Hissi
''İnsan, durduğu yerin kendisi olmadığını anladığı gün özgürleşir.''
İnsanın kendi eliyle inşa ettiği hapishanenin duvarları betondan olmaz. Demir parmaklıkları da yoktur o zindanın. Yine de adım atamazsınız; sanki ayaklarınız altındaki toprağa değil, geçmişin ve geleceğin o muazzam ağırlığına çakılmıştır. Sizi mutsuz ettiği halde bırakıp gidemediğiniz, içinde yavaş yavaş eksildiğinizi hissettiğiniz o "yer"; bazen akşamı zehir eden bir ev, bazen sabahı yük eden bir iş, bazen de artık sadece adı kalmış bir şehirdir. Mekân değişir ama his sabittir: Sıkışmışlık.
Peki, insan mutsuz olduğunu bile bile neden aynı koordinatta nöbet tutmaya devam eder?
Bunun ilk cevabı, adının aksine hiç de rahat olmayan o meşhur konfor alanıdır. Konfor alanı, huzur bulduğumuz yer değil, neyle karşılaşacağımızı kesin olarak bildiğimiz yerdir. İnsan beni, tanıdık bir cehennemi, bilinmez bir cennete tercih etmeye eğilimlidir. Çünkü bilinmezlik, en büyük ilkel korkuyu barındırır: Belirsizlik. Rutinin mutsuzluğu, sürprizin getireceği olası acıdan daha güvenli gelir. Kendimizi "En azından kuralları biliyorum" diyerek teselli ederiz.
Diğer tarafta ise o devasa yalnızlık endişesi bekler. O ilişkiden çıkarsam dünyada yapayalnız mı kalacağım? O işi bırakırsam kimliksiz mi olacağım? Bu parmaklıklar bizi mutsuz eder ama aynı zamanda tanımlar. "Ben buraya aitim" yanılsaması, "Ben hiçliğe gidiyorum" korkusunu bastırır.
Ancak o görünmez parmaklıkları kırıp o koordinattan çıkmayı başaranlar da var. Ve onlar bunu ani bir cesaret patlamasıyla değil, sessiz bir farkındalıkla yaptılar:
• Açıyı Değiştirmek: Gitmek, her şeyi bir anda yakıp yıkmak demek değildir. Gidenler, önce zihinlerinde gitmeye başladılar. Parmaklıkların arkasından dışarıya bakmayı değil, parmaklıkların kendisine bakmayı öğrendiler. "Beni burada tutan ne?" sorusunu dürüstçe sordular.
• Bilinmezin Riskini Kabul Etmek: Korkunun yok olmasını beklemediler; çünkü korku asla tamamen yok olmaz. Korkuyu yanlarına alarak yürüdüler. Yeni bir şehre, yeni bir yalnızlığa veya yeni bir belirsizliğe adım atmanın yaratacağı sızıyı, aynı yerde çürümenin sızısına feda ettiler.
• Küçük Adımların Gücü: Büyük özgürlükler küçük sıyrıklarla başlar. Önce sessizliği bozarak, sonra bir hayır diyerek, ardından bir bavul toplayarak o koordinatı bozdular.
İnsan, durduğu yerin kendisi olmadığını anladığı gün özgürleşir. Eğer bir koordinat sizi artık büyütmüyor, aksine eksiltiyorsa; orası artık bir yuva değil, yalnızca bir alışkanlıktır. Ve her alışkanlık, kırılmak için bir gün doğru soruyu sormanızı bekler.
Peki ya siz?
....