Çürüdük
Bu kadar çürüdük mü gerçekten?
İslam'ı alay ve güldürü konusu yapacak kadar. Bunu alay konusu eden bi' hadsize gülecek kadar. Ve alay eden kişiye gereği yapılınca ayağa kalkıp isyanlar edecek kadar.
Maalesef ki toplumumuz İslami değerlere sahip çıkmaması yetmiyormuş gibi saygı ve ahlak konusunda da büyük bi çürüme ile karşı karşıya hatta yıllarca ekilen zehirli tohumlar zehirli meyvelerini vermeye başlamış bile. Ne yazık ki toplumun büyük kesimi bu meyveyi yemiş, bundan faydalanmış, etkisinde kalmış ve bundan haberi bile yok.
Dünyanın neresine giderseniz gidin hiçbir Müslüman başka bir dini veya dini değerleri alay konusu etmez; bi yahudiyle dalga geçmez, incile laf atmaz, budistlere gülmez, yada Afrika'da en ücra yerdeki ismini bilmediği dini getirip sahnelerde güldürü konusu haline getirmez. Ama niye İslam'a karşı bi çekememezlik var anlamış değilim.
Elbette.
Bazı cümleler insanı öfkelendirir. Bazıları ise öfkeden öte utandırır. Çünkü bazen insanı yaralayan şey, söylenen söz değil; o sözün ardından yükselen kahkahalardır.
Bu kadar çürüdük.
İslam'ı alay konusu yapacak kadar...
Bir peygamberi, birl ibadeti, bi kutsalı sahne dekoruna çevirip bikaç dakikalık alkış uğruna milyonlarca insanın inancını ayaklar altına alacak kadar...
Ve daha da kötüsü, bunu sanat diye alkışlayacak kadar...
Bu yaşanan mesele bir komedyenin ne söylediğinden ibaret değildir. Asıl mesele, toplumun neye güldüğüdür. Çünkü bir toplumun vicdanı, en çok güldüğü şeylerde ortaya çıkar. Eğer kutsallar kahkahanın malzemesi hâline gelmişse, ortada yalnızca bir mizah gösterisi değil; ciddi bir ahlak problemi vardır.
Son yıllarda "ifade özgürlüğü" kavramı öyle hoyratça kullanılmaya başlandı ki, hakaret ile eleştiri arasındaki çizgi bilerek silikleştiriliyor. Oysa eleştiri düşünce üretir; hakaret yalnızca nefret üretir. Bir inancı tartışabilirsiniz. Tarihini konuşabilirsiniz. Fikirlerini eleştirebilirsiniz. Fakat milyonlarca insanın mukaddes kabul ettiği değerleri aşağılamaya özgürlük demek, özgürlüğün anlamını boşaltmaktır.
Ne gariptir ki mesele başka inançlar olduğunda aynı cesareti, aynı rahatlığı, aynı pervasızlığı göremiyoruz. Çünkü herkes bilir ki bazı değerlere dokunmanın bir bedeli vardır. Ama konu İslam olunca sınırlar bir anda genişliyor; hakaret, sanat; aşağılamak ise cesaret olarak pazarlanıyor. İşte itiraz edilen şey tam da bu çifte standarttır.
!!!!!! Daha düşündürücü ve daha önemlisi ise bu tavrı alkışlayan, normalleştiren ve ""destekleyen tanınmış isimlerdir""". Yıllarca gençlerin ve çocukların dinlediği veya izlediği sanatçı adı altındaki kişilerin, inançlara yönelik aşağılamayı "mizah" diye sunması, yalnızca bir görüş beyanı değildir; aynı zamanda bunları izleyip dinleyen nesli zehirlemiş, alttan alttan bu ülkenin geleceğine ahlâki zararlar vermiş.Ve milyonlarca insanın hassasiyetini önemsiz gördükleri anlamına gelir. Etkisi olan insanların kullandığı dil, yalnızca bugünü değil yarını da şekillendirir. Bu yüzden alkışlanan her hakaret, yarının daha büyük saygısızlıklarına zemin hazırlar.
Bugün "Bundan ne alınacak?" diye soranlar, yarın kendi kutsallarına dokunulduğunda aynı rahatlığı gösterebilecekler mi? Mesele tam da budur. Saygı, yalnızca hoşumuza giden değerlere gösterildiğinde adına ilke denmez; çıkar denir.
İnsanların inancıyla alay etmek ne zekânın göstergesidir ne de sanatın zirvesidir. En kolay yol, kutsala dil uzatıp dikkat çekmektir. Asıl maharet, kimseyi aşağılamadan düşündürebilmektir. Bunun için emek gerekir, birikim gerekir, karakter gerekir.
Bi toplum, inanan insanların kırılmasını "abartı" olarak görmeye başladığında aslında kendi vicdanını küçültmeye başlamıştır. Çünkü bugün başkasının kutsalına gülen kalabalık, yarın kendi değerleri değersizleştirildiğinde itiraz edecek ahlaki zemini de kaybetmiş olacaktır.
İnsan hakları denildiğinde inanç özgürlüğü de bunun ayrılmaz bir parçasıdır. İnanç özgürlüğü yalnızca ibadet etme hakkı değildir; kişinin kutsalına alenen hakaret edilmeden yaşayabilme hakkıdır. Eğer bu hak korunmuyorsa, özgürlük söylemi eksik kalır.
Belki de asıl sorulması gereken soru şudur:
Bir toplum ne zaman, milyonlarca insanın en kutsal bildiği değerlere edilen hakareti alkışlamayı ilericilik zannetmeye başladı?
Çürüme, bir komedyenin sahneye çıkmasıyla başlamaz.
Çürüme; hakareti sanat, saygısızlığı cesaret, inancı aşağılamayı mizah zanneden zihinlerde başlar.
Çürüme ; toplumun dinlediği veya izlediği sözde sanatçıların dine hakaret edildiğinde bunu mizah diye savunduğunda başlar.
Ve en tehlikeli çürüme, insanın bunu fark etmeyecek kadar alışmış olmasıdır.
Ve şu 2 ayeti eklemek istiyorum;
Bakara suresi 256. Ayet:
Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.
Tevbe 65. Ayet:
Şayed kendilerine sorsan "biz, sırf lafa dalmış şakalaşıyorduk" derler, de ki: "Siz, Allah ile, ayetleriyle Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?"
Saygılarımla...
