Doğacak Olanlar

Doğum öncesi toplanmıştı yeni doğacak olanlar. Yaşayan yetişkinlerin iliklerinde yarışa girmişti tüm ölümlüler. Yeniden yaşayabilmek için yeni doğanın varlığında. Doğacak olanlar tabi ki ilk kes doğacak olanlardı. Yaşamayacaktı daha çok yaşatacaktı. Hayat olan gezegenlerde. Başta Dünya’ydı. Ama önceleri şimdi ortalarda bir tercih gezegeni. Şimdi bilinmeyen gezegenlerde doğmak revaçta. Daha çoğuna isim konmamış. Ve daha çoğunda kesin kez hayat olduğu da muamma. Ama doğanlar varmış. Bilinmeyen beş on gezegende daha. Gerçi dünyalıların ileri kolonileri diye de düşünülüyor.

Kimse bilmiyor. Doğum öncesi durumda olanların var olduğu yere hiçbir madde giremez. Hiçbir madde yokta. Bu yüzden iletişim bilişim olmadığında herhangi bir malumatta olmaz. Peki, dünya ve diğer gezegenler nasıl biliniyor. Bu doğacak olanlar birbirlerinden nasıl ayrılar da doğacak olacaklar diye geçiyor. Madde yoksa boşluk olmaz ve harekette doğmaz. Bu sorunun cevabı tabi ki doğulacak gezegenlerdeki yaşayan varlıkların düşüncelerinde. Doğacak olanlar yoklukla varlık arasında bir yerde araftalar. Oluşmak üzere oluşacakları tür ve cinste çekim içindeler. Doğmuş ve gezegenlerinde yaşayan tüm varlıklar bu araf denen doğum öncesi çekinle düşünüp yaşayabiliyorlar. Doğacak olanların çekim merkezi burası. Doğacak varlıkların hayalet edindiği yer burası. Doğunca onları sahiplenecek ana babalarını ve varsa kardeşlerini hatta diğer akrabalarını düşündürmeye çalışıyorlar.

En çok dünyalılar bir hayal peşinde olduklarından daha çok biliniyorlar. Bilenler yaşayan dünyalılar tabi ki. Kendilerini bildikleri diğer yaşam merkezlerinden daha yüksek olduğu için arafta daha çok insan hayaleti beliriyor. Buradan biliyorlar. Peki, anlatan kim? O da dünyalı ama araf öncesi doğacakların belli olmadığı yeri tasavvur etmeye çalışıyor. Yaşayan varlıkların hayal etmelerinin geçemediği yerde bu anlatıcı geçmeye çalışıyor. Sadece bu anlatıcı değil dünyalarını aşan aşkınlar hep denemişlerdir. Kendini kaybedip delirmenin büyük sebebi de buradan kaynaklanmaktadır. Hayalin kurulmadığı yeri hayal edip geçmeye kalkanın en saf halini bulması gerekir. Dolayısıyla maddesel bütünlüğünde düşüncesel olarak arınabilmesi gerekir. Bırakın malı mülkü sıradan bir taştan bile geçebilmelidir. Varlıklar varlıklarını etkileyen en değerli şeylerden geçebilirler. Ama bir taştan geçmeyi kimse düşünmez. Kaldırıp atarlar. Hiç tutkuyla yaklaşmadıklarından taştan geçmeyi de düşünmezler. Bu anlatıcı taştan bile geçebilmiş bir düşünürdür.

Dünya araf ve orası neresi. Dünya madde boşluğu araf maddesiz boşluk ve orası boşluğu bile olmayan yer. Yer, yer olmayan yer. Yerin olmadığı yer. Hayal ötesi bir yer. Kâinattan çıkılan yer. Hayal etmeden nasıl erişip de bir nevi hayalinden çıkılan bir durum. Hayalinden vaz geçemden hayal etmesinin ötesine geçmesidir. Anlatıcının. Tabi ki kimsenin hayal etmediği bir yerdir. Dünyalıların sahip oldukları bilgiyi üst derecede kullanan bilim adamları evrenin birçok gezegen ve uydularında hayatın var olabileceğini düşünüp varsayımlar üretiyorlar. İşte bu doğacak olanlarda o belirsiz olan yerlerde doğmanın hayaline kapılıyorlar. Doğacak olanları yaşayan olanlar belirler. Hayal ötesine geçende doğacak olanlara yön vermiş olur.

Doğacak olanlara yön veren doğacak olanlarda yaşamak için tabi ki çaba sarf ediyor. Asıl yaşam doğacak olanın bünyesine girip aklını kalbini yönetmesiyledir. Bir nevi yarı tanrı olma misali. Bu anlatıcı ise hayal ötesini tasavvur ettiği için pek anlaşılmıyor. Anlaşılmayı da umursamıyor. Tam tanrı olmanın izdüşümüne düşmüş buluyor kendini. Tüm yaşayan varlıklara etki etmek durumunda kalıyor. Tüm varlığa etki eden birinin yaşamasından çok yaşatması durumu söz konusu oluyor. Yani maddesiz bir etki. Hatta düşünce etkisi de zamanla zayıflamakta. Etkisiz bir etki durumunda kalmak üzere ki kendini yok etmek üzeredir. Ama her şeyde var olmak üzere bir yok oluş. Her şeyde var ama kendini hissettirip var olanların iradesini yönlendirme durumu yok. Yönlendirecekleri yönlendirmiş olma durumu vardır.

Marsta hayat var mı? Beliren turuncu hayaletler Marsta doğacaklardır. Soluk benizliler ile koyu benizliler dünyada doğmak üzere hayalet beliriyorlar. Hayalet ne kadar iyi ve güçlü belirip maddesiz arafta tabi ki zamansız yerde ne kadar zaman yansırsa doğacak olanın ömrü de öğle sağlıklı ve uzun olacaktır. Arada belirir belirmez yok olanlarda bebekken ölecek olanlar. Ama onlar içinde şimdi umut var. Özellikle dünyada gelişmiş bir ülkede doğacak olanların hayalleri geliştiği için belirsiz kalıp yok olmayı aşacaklardır. Ne kadar hayal o kadar iyi yaşam. Jüpiter’in uydusunda doğacak olanlarda gri yaratıklar. Dünyada kül rengi gibi doğacaklar. Başka galaksilerde doğacak olan şu renksiz hayalete bak. Ne tuhaf. Dünyada su o gezegende yaşayan canlılar. Su canlıları balık ama bunlar su canlısı değil düpedüz su canlıları. Kendi içinde akmıyorlar. Su görünümlü ama vücutları nasıl olacak tahmin yürütülecek gibi değil. Şeytan adası gezegeninde doğacak olanlarda dünya ateşine benzer bir hayaletler. Ateş gibiler. Ama yanana neyleri acaba. Yürekleri mi. Ama su canlısı doğacak gibi bu da ateş yanmayan bir ateş hayaletinde.

Dünyaya doğacak olan toprak adam hayaletindeler. Diğerleri farklı. Su adamlar cam hamuru gibi. Ateş adamlar bütünsel yanan maddenin hamuru gibi. Gri adamlar bulut adamlar gibi. Renklerin olmadığı yerde ise renkli adamlar doğacaktır. Renkli adamların doğduğu yer dünya gibi bir yer olabilir. Sonuçta dünyada renkli değil bitki ve hayvanlar renkli. Yalnız renkli dünyaya doğacaklar bariz renkli ve hiçbir canlının rengi diğerine hiç benzemiyor. Tabi burada bir görme durumunun belirleyici olduğu bir durumdan da bahsedebiliriz. Anlatıcı hayal ediyor ama anlatılanların birbirleriyle etkileşimi asıl belirleyici etkendir. Her gezegende yaşayanların biçimlendikleri bir etki renk ve şekillerini de belirliyor. Dünyada yaşanan süreç çok yavaş algılandığından ten ve beden yapısı hemen hemen aynı gibi. Ama bazı gezegenlerde süreç daha hızlı ilerlediğinden görünüm farkını artırıcı olmakta. Dünyada da belki bitki ve hayvanların süreci insanların sürecine göre daha hızlı geçtiği için tür ve çeşitleri birbirinden biçim ve renk olarak çok ayrılar.

Doğacak olanların hepsi doğacak olacakları gezegenin en gelişmiş varlıklarının hayalindeler. Ama sanırım her doğum gelişmiş varlık doğmayacak. Bitki ve hayvanda doğa bilecekler. Yaşayan her varlıklar ileri seviyede düşünmediklerinden hayalleriyle oluşup doğacak olanlar hep türleri olmuyor. Alt kategorilerde doğacak bile var. Misal şu hayalete bak sanki robot görünümlü. Belki yapay akıllı bir robot doğacak. Doğacağı gezegenlerde artık robotlar bile doğacak, doğmaya başlamış belki de. Kendi kendini yaratan var eden varlıklar. Yani süreçlerini cinsel ilişkiyle birbirlerine nakledip dölleyebilen varlıklar. Bu bağlamda her doğacak varlık bir nevi sürecini genetik olarak işleyip kaydedip nesline aktaran değil mi? Evet öğledir. Tanrı belki de sadece başlatan. Başlayan. Başlayarak maddeyi oluşturdu sonrada diğer canlı varlıkları oluşturdu, oluşarak bir nevi. Hayat ilk süreçle devam etmekte. Kesintisiz. Sürecin başından başlayabilen sürecin başına da vararak süreci sürdürende olmaktadır. Arada kalanlar yaşadığı ile kalırlar. Daha doğrusu yaşattıklarıyla. Yaşayanlar kimleri yaşatır atasını babasını derken peygamberleri evliyaları ve zamanla bilim adamlarıyla sanatçıları yaşatırlar. Aynı zamanda da doğacakta yaşamak için bariz olarak bu seçilenlere yönelirler. Onlarla yaşarlar onlarla yaşayacaklarını umarlar. Kesintisiz hayatın devam ettiği bir dünyada insanlar niçin hayranlık duyup tapınsınlar. Doğacak olanların umut olduğu her gezegende aşağı yukarı dünyada ki gibidir.

İnsan evlenir ve insanlık sürecini evladına geçirmiş gözükür ama sadece evladının doğmasında vasıtadır. Kendi hayal gücüyle yarattığı yani doğacak olanı belirlemesi evladı olması zor bir ihtimaldir. Yaşam çevresi içinde olumsuzlukların ötesinde düşünenleri hayalleriyle doğacak olan daha iyi şartlar içinde doğabilirler. Mantık olarak yaşam şartları içinde dengeli yaşayıp genel bir hayal içinde bulunanlar aynı yaşam içinde doğacak olanlarla denk gelebilir. Bu nedenle bir ailede olsak birbirimize yabancı duygular beslememiz bizi var eden hayallerin farklılığından kaynaklanmaktadır. Şans ve şanssızlık yeni edilecek hayalleri de birbirine zıt yönlerde belirlemektedir. Din ve millet düşünce ve duygularla birlik sağlayıp düşmanı dışarıda kurgulasak da dost ve düşmanı içimizde yaşamaktayız. Düşmanı savaş ortamında öldürebilirken kendimizi dost düşman ayrımında içimizde öldürürüz. Ne büyük tezat. Her şey birden yalan olur. Bizi ancak insanlığımıza ulaşmak kurtarır. Din düşüncesi ideal bir düşünceye ulaşmak için bir temel olurken. Millet kavramı ise bir insanlık ifadesine varmak için gerekli olan bir kavramdır.

Doğacak olanlara selam olsun.

12 Mayıs 2024 8-9 dakika 4 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar