Emanet Omuzların Kırılganlığı
Hayatın karmaşasına ilk adımımızı attığımızda, yolun yorgunluğunu bir başkasının varlığıyla dindirebileceğimize inanırız. Sanki birinin gölgesinde yürümek, menzili daha zahmetsiz, yolu daha katlanılır kılacakmış gibi gelir. Ancak zaman, bu yanılsamayı en sert haliyle yüzümüze çarpar. Güvendiğimiz o limanların aslında ne kadar değişken ve belirsiz olduğunu, insanların her sabah bambaşka niyetlerle uyandığını gördükçe, asıl kalenin insanın kendi kalbi olduğunu anlarız.
Başkalarının vaatleri ya da geçici eşlikleri üzerine inşa edilen her plan, pamuk ipliğine bağlıdır. Dışarıdan gelecek bir destek beklemek, aslında kendi gücümüzden feragat etmektir. Üstelik emanet omuzların kırılganlığı, en çok da yükümüzün ağırlaştığı o fırtınalı anlarda belli eder kendini. Oysa şu devirde insanın kendi ruhunu taşıması bile başlı başına bir zanaat haline gelmişken, neden başkalarının boşluklarını yamamaya çalışıyoruz?
"Yükü ağır ama yüreği boş" olanlar, aslında kendi içindeki o derin sessizlikten kaçanlardır. Kendi içsel yolculuğunu tamamlamamış, tabiri caizse ruhu çırak kalmışların gölgesine sığınmak, sizi sadece karanlıkta bırakır. Onlar, sizin ışığınızla beslenir ama ilk sarsıntıda sizi kendinizle baş başa bırakırlar. Kendi ayaklarının üzerinde durmak, sadece fiziksel bir denge meselesi değil, bir haysiyet meselesidir. Kendi köklerine tutunmayı öğrenen bir ağaç, ormanın geri kalanına ihtiyaç duymaz; o sadece orada var olmanın asaletini yaşar.Hayatı basit yaşamak da tam olarak budur: Karmaşık hesapların, yarın ne olacağı belli olmayan insanların labirentlerinden çıkıp, sadece kendi hakikatine odaklanmak.Hayatın tadı, sadeliğin içindeki o büyük derinliktedir. Bir fincan kahvenin kokusunda, bir kitabın cümlesinde ya da kendi başınalığın huzurunda... Ama bu sadelik, sıradanlığa teslim olmak demek değildir. Aksine, "basit" insanlarla çevrili bir hayatın gürültüsünden kaçıp, kendi ruhunun ustalığına soyunmaktır.
Nihayetinde, akşam olduğunda ve herkes kendi kabuğuna çekildiğinde, seni ayakta tutacak tek şey başkasının eli değil, kendi bileğinin gücü ve yüreğinin doluluğudur. Unutma; ruhu çırak olandan usta olmaz ve ruhu usta olanın gölgesi de güneş kadar aydınlık olur.
Gülşen Polat
