En Değerli Varlığımız : Kadın
" Kadın; şefkatiyle haneyi yuva, zarafetiyle medeniyeti ihya eden ilk muallimdir. Varlığıyla hayata anlam katan ve nesilleri geleceğe taşıyan bu müstesna ruhlar, insanlığın en kıymetli hazinesidir."
İnsanlık tarihi, bütünüyle incelendiğinde aslında bir varoluş ve medeniyet inşası öyküsüdür. Bu büyük öykünün en güçlü, en kurucu ve en birleştirici öznesi ise hiç şüphesiz kadındır. Kadın; sadece biyolojik bir cinsiyetin adı değil; şefkatin, estetiğin, direncin ve yaşamın kendisinin sembolüdür. Dünyayı anlamlı kılan, hayata ruh üfleyen ve insanlığı her fırtınada ayakta tutan en değerli varlığımız kadınlardır. Onların elinin değmediği bir toplum, ruhunu kaybetmiş bir bedene benzer.
Kadının değeri, ilk olarak hayatı başlatma ve onu büyütme gücünden gelir. Bir annenin kalbinde atan ritim, insanlığın ilk güvenli limanıdır. Kadın, sadece bir çocuk dünyaya getirmekle kalmaz; o çocuğa dili, ahlakı, sevgiyi ve insan olmayı öğretir. Toplumların ilk öğretmeni kadınlardır. Bir neslin nasıl şekilleneceği, bir kadının vizyonu ve şefkatiyle doğru orantılıdır. Bu yüzden kadına yapılan her yatırım, geleceğe atılmış en sağlam temeldir. O, evinde bir yuva kurarken aslında bir ülkenin de geleceğini inşa eder.
Ancak kadını sadece ev içi rollere ve anneliğe sığdırmak, onun muazzam potansiyeline haksızlık olur. Kadın; fabrikada emek, laboratuvarda bilim, tarlada bereket, sanatta estetik ve yönetimde adalettir. Tarih boyunca, en zor şartlarda bile dünyayı değiştiren kadın liderler, bilim insanları ve sanatçılar çıkmıştır. Cepheye mermi taşıyan Elif Analar, laboratuvarda bilime yön veren Marie Curieler veya adaleti savunan nice kadın, insanlığın ortak gururudur. Kadının zekası ve detayları görme yeteneği, girdikleri her iş alanına nezaket ve başarı getirir.
Bütün bu eşsiz değerlerine rağmen, dünya tarihi kadının hak ettiği değeri görme mücadelesiyle doludur. Bugün bile dünyanın pek çok yerinde kadınlar şiddete, ayrımcılığa ve haksızlığa uğramaktadır. Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, kadınlarına verdiği değer ve özgürlükle ölçülür. Kadının korkmadan yürüdüğü, fikrini özgürce söylediği, emeğinin karşılığını tam aldığı toplumlar yükselir. Kadını geride bırakan, ona hak ettiği saygıyı göstermeyen her toplum ise yerinde saymaya ve çökmeye mahkumdur.
Bizim kültürümüzde de kadının yeri her zaman çok özel ve kutsal olmuştur. "Cennet annelerin ayakları altındadır" diyen bir inancın ve kadını devlet yönetiminde hakanın yanında "hatun" olarak konumlandıran bir tarihin mirasçılarıyız. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü, kadının toplumdaki yerini en güzel şekilde özetler: "Dünyada her şey kadının eseridir." Bu bilinçle, kadına yönelik her türlü şiddetin ve adaletsizliğin karşısında durmak her insanın en temel görevidir.
Sonuç olarak kadın; hayatın ta kendisidir. O; bir anne olarak şefkat, bir eş olarak yoldaş, bir evlat olarak neşe ve bir birey olarak toplumun en güçlü sütunudur. Dünyayı daha yaşanabilir, daha barışçıl ve daha güzel bir yer yapmak istiyorsak, en değerli varlığımız olan kadınların haklarını korumalı, onlara hak ettikleri saygıyı derinden hissettirmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, kadının mutlu olduğu bir dünyada, tüm insanlık mutlu ve huzurlu olacaktır.