Geri Dönüş

Araba park yerine girdiğinde içimde bir şey kımıldadı. On yıl olmuştu ben İstanbul'a gelmistim.

İlk adımda bunu anladım insan bazı şeylere geri dönemez. Ama yine de geri dönmek zorunda kalır.


Ben Beşiktaş'ta rıhtıma çıktığımda deniz kokusu burnuma geldi. Aynı kokuydu, hiç değişmemişti ama ben değişmiştim.

Eskiden biz burada dört kişi otururduk. Her akşam rakı içer, güler, sabahları evlerimize dönerdik. Biz hayatın ne olduğunu bilmezdik. Bilmemek güzeldi sonra herkes dağıldı. Biri evlendi, biri başka şehre gitti, biri öldü. Bende bu şehirden kaçtım.ll


Ben on yıl başka yerde yaşadım. İyimiydi bilmiyorum. Ama ben İstanbul'u özlüyordum. Bu yüzden geldim ve Taksim'e yürüdüm. Eskiden her gün bu yerlerden geçerdim. Şimdi tanıyamadım. Binalar değişmişti, dükkânlar değişmişti. 


Ben bir kafede oturdum, çay söyledim. Gelen çay berbattı ama içtim.Pencereden dışarı baktım, kalabalık geçiyordu. Kimse kimseye bakmıyordu.


Eskiden ben burada arkadaşlarla otururdum. Şimdi yalnızdım. Garip bir şeydi, aynı yerde olmak ama aynı olmamak.


Ben telefonu açtım, eski arkadaşa mesaj attım. "İstanbul'dayım." Cevap hemen geldi. "Hoş geldin kardeşim, görüşelim mi?" Ben yazdım "Olur."

Ama biz görüşmedik. İki hafta geçti, yine görüşmedik. Belki ikimiz de görmek istemedik. Belki görmek korkutucuydu. Çünkü o da değişmişti muhtemelen, ben de.


Bir akşam ben Kadıköy'e geçtim, vapura bindim. Ben İstanbul'u vapurdan izliyordum. Şehir uzaktan daha güzel görünüyordu. Ya da ben yakından bakmaya cesaret edemiyordum.

Vapurda yaşlı bir adam oturuyordu, denize bakıyordu. Hiç kımıldamıyordu, sanki bir şey bekliyordu. Ama o neyi beklediğini bilmiyordu.


Ben de öyleydim. Ben bir şey bekliyordum ama neyi bilmiyordum.

Vapur yanaştı, ben indim. Ben Moda'ya kadar yürüdüm, sahilde oturdum sigara yaktım.


Bir çocuk koşuyordu, annesi arkasından bağırıyordu. "Yavaş!" Çocuk gülüyordu, anlamıyordu. Onun için hayat hâlâ oyundu.


Ben ne zaman anlamıştım hayatın oyun olmadığını? Belki İstanbul'dan gittiğim gün.

Ertesi gün ben Fatih'e gittim, eski mahallemize. Ben apartmanın önünde durdum. Yukarı çıkmadım, sadece baktım.


Üçüncü kattaki pencereden ışık yanıyordu. Bizim dairemizdi şimdi başkaları orada oturuyordu. Bizim anılarımız artık orada yoktu. Belki duvarlar hatırlıyordu ama duvarlar konuşmazdı.


Apartmanın kapıcısı çıktı, Mehmet Amca. Beni tanıdı mı bilmiyorum. Ben ona bakmadım, yürüdüm oradan uzaklaştım.

Ben köşedeki bakkalın önünden geçtim. Bakkal değişmişti. Eskiden Ahmet Amca orada çalışırdı, şimdi genç bir adam vardı. Her şey değişmişti. Ama sokaklar aynıydı, taşlar aynıydı. Ben aynı değildim.


Bir gece ben Galata'ya çıktım, kuleye doğru yürüdüm. Turistler çekim yapıyordu. Ben kenarda durdum, kimse bana bakmadı. İyi ki de bakmadı.

Eskiden ben burada kız arkadaşımla otururdum, elele mutluyduk. Ya da mutlu olduğumuzu sanıyorduk.

Sonra ayrıldık sebep neydi bilmiyorum. Belki hiç sebep yoktu, belki sadece bittik.


Şimdi o neredeydi acaba? Muhtemelen evliydi, belki çocukları vardı. Mutlu muydu? Umarım mutluydu.

Ben mutlu muydum? Hayır. Ama bunu kabul etmek güzeldi. En azından ben artık yalan söylemiyordum.


Bugün benim son günüm İstanbul'da. Yarın uçak var, ben yine gidiyorum.

Ama bu sefer farklı. Çünkü ben döndüm, gördüm, anladım.

Neyi anladım?


İstanbul beni bırakmadı, ben İstanbul'u bıraktım. Ve bu hataydı.

İnsan bazen kaçar, bazen kaçmak gerekir. Ama sonsuza kadar kaçamaz. Bir gün geri dönmek zorunda kalır, kendisiyle yüzleşmek için.

Ben yüzleştim. Acıttı mı? Evet. Pişman mıyım? Hayır.


Çünkü artık biliyorum senin kaçtığın yer seni bekler. İnsanlar unutur, sokaklar değişir, binalar yıkılır. Ama senin anıların kalır. Ve o anılar seninle yaşar.

İstanbul benim geçmişim. Ama artık geleceğim değil.


Benim geleceğim başka yerde. Ama ben geçmişimi burada bırakıyorum.

Bu elveda değil. Hoşça kal.


Turgay Kurtuluş 

11 Ocak 2026 3-4 dakika 98 denemesi var.
Beğenenler (2)
Yorumlar (1)
  • Her cümlesiyle güzel ve maskesizdi. Çokça tebrik ediyorum. İstanbul onu hala ilk günkü gibi sevenlere kucak açacak belki de. Çünkü içindekiler bile zaman zaman bu şehirde olduklarını unutuyorlar. Kaos, karmaşa, gürültü olsa bile içimizdeki frekans doğru yerde ise ve doğru yerde olduğumuzu söylüyorsa gittiğimiz her yer doğadır, doğaldır, yuvadır ve İstanbul'dur; Galata' dır, Taksim'dir. Siz sorularınızın cevabını bulmuş ve o fırtınayı dindirmişsiniz içinizde ne güzel. Selamlar, saygılar Turgay bey. Kaleminize sağlık. Yabancılaşma ile ilgili yazdığınız her şeye katılıyorum. Aidiyet hissimizin kaybolması bu eksikliğimizi bize kat kat geriye veriyor büyük şehirlerde özellikle.